Yasak İlk Dokunuş: En İyi Arkadaşımın Üvey Annesiyle
22 yaşındaki Damon, en yakın arkadaşının 41 yaşındaki üvey annesi Roxanne’le uzun zamandır bastırdığı yasağı nihayet bozup sertçe sikiyor.
Damon bavulunu salona bıraktığında evin sessizliği boğazına yapıştı. Yirmi iki yaşındaydı, yaz tatilinin ortasında en yakın arkadaşı Julius’un evine sığınmıştı; Julius bir haftalığına şehir dışındaydı, geriye kalan tek kişi üvey annesi Roxanne’di. Kırk bir yaşında, uzun bacaklı, dolgun kalçalı bir kadındı Roxanne; kapıyı açtığında kısa kot şortu ve ince beyaz bluzuyla duruyordu, meme uçları kumaşın altından hafifçe sivriliyordu. Damon’ın bakışları istemeden oraya kaydı, Roxanne gülümsedi, “Hoş geldin, oğlum,” dedi. Sesindeki o yumuşak, bilinçli ton yıllardır bastırdığı şeyi bir anda alevlendirdi.
Akşamüstleri mutfakta dolaşırken Roxanne bilerek eğiliyordu. Buzdolabından bir şey alırken şortu kalçalarına yapışıyor, bluzu sıyrılıp bel çukurunu gösteriyordu. Damon mutfak tezgâhına yaslanıp su içerken onu izliyordu; sikinin yavaş yavaş sertleştiğini hissediyor, “Bu Julius’un üvey annesi, dokunamazsın,” diye kendi kendine fısıldıyordu. Ama suçluluk heyecanı daha da büyütüyordu. Roxanne dönüp bakışlarını yakaladığında gözleri kıvılcımlanıyor, dudakları aralanıyordu. “Bir şey mi istedin, Damon?” diye soruyordu, sesi alçak ve bilerek yavaş. Damon boğazını temizleyip “Hayır… sadece bakıyordum,” diyordu. İçinden ise “Seni istiyorum, yıllardır istiyorum, en yakın arkadaşımın üvey annesini sikmek istiyorum,” diye bağırıyordu.
Bir akşam salonda film açtılar. Koltukta yan yana oturuyorlardı; Roxanne bacağını hafifçe Damon’ın bacağına yasladı. İlk başta tesadüf gibi geldi, sonra baskıyı artırdı, dizini yavaşça sürterek yukarı çıkardı. Damon’ın kot pantolonunun önü gerildi, sikinin kalın hatları belli oluyordu. Roxanne bunu fark etti, yavaşça gülümsedi, yüzünü ona çevirdi. “Beni mi istiyorsun, evladım?” diye fısıldadı. Nefesi kulağına değdi. Damon yutkundu, kalbi göğsünde dövülüyordu. “Evet,” dedi kısık sesle. “Çok istiyorum. Julius… bilmemeli. Ama seni her gördüğümde… sikim patlayacak gibi oluyor.”
Roxanne’in gözleri karardı. Kendi rızasıyla bluzunun düğmelerini tek tek açtı, kumaşı omuzlarından kaydırdı. Sutyensiz memeleri dışarı döküldü; dolgun, ağır, pembe uçları sertleşmişti. “Bak,” dedi. “Yıllardır bastırdığın bu. Ben de bastırıyordum. Arkadaşın duymasın… ama seni istiyorum, Damon. Şimdi.” Damon dayanamadı, elini uzatıp bir memesini avuçladı, ağırlığını hissetti, başparmağıyla uçunu sıvazladı. Roxanne inledi, boynunu uzattı. Öpüşmeye başladılar; dilini ağzına soktu, ıslak, aç, yılların birikmiş yasağıyla. Elleri birbirinin vücudunda gezindi, Roxanne Damon’ın pantolonunun fermuarını indirdi, sert sikini dışarı çıkardı. Kalın, damarlı, ucu sızdırıyordu. “Kocaman,” diye mırıldandı. “Bunu bana sokacaksın.”
Roxanne Damon’ı koltuğa yaslattı, dizlerinin arasına çöktü. Sikinin başını dilinin ucuyla yaladı, tuzlu damlacığı yuttu, sonra ağzını açıp derinlere aldı. Boğazına kadar indirdi, öğürme sesi salonu doldurdu, tükürüğü sakallarına aktı. Damon başını geriye attı, “Siktir… Roxanne… en iyi arkadaşımın üvey annesinin ağzı sikimde,” diye inledi. Roxanne inerek cevap verdi, boğazını daha da açtı, eliyle taşaklarını sıvazladı, tükürüğünü sikine sürdü, hızlı hızlı yaladı, emdi, derin boğaz verdi. Tükürük ipleri çenesinden sarkıyordu, gözleri yaşarmıştı ama bırakmıyordu. Damon saçını tuttu, yavaşça kalçalarını kaldırıp ağzına pompaladı. Roxanne boğazını sıkarak aldı, sonra çekildi, nefes nefese “Şimdi amımı sik,” dedi.
Damon onu koltuğa sırtüstü yatırdı, şortunu ve külotunu tek hamlede sıyırdı. Roxanne’in amı kıllı, ıslak, pembe dudakları aralanmış, kaygan sular sızıyordu. Bacaklarını omzuna attı, sikinin ucunu amının ağzına dayadı, bir anda sertçe girdi. Roxanne bağırdı, “Ahh… doluyorum!” Damon beline kadar gömüldü, sıcak ve dar et onu sıktı. “En iyi arkadaşımın üvey annesinin amını sikiyorum,” diye homurdandı, her dürtüşte daha sert. Roxanne tırnaklarını sırtına geçirdi, “Daha sert, oğlum, bu yasak sik beni! Julius’un annesinin amını parçala!” diye bağırıyordu. Damon bacaklarını daha da açtı, derine vurdu, taşakları ıslak amına çarpıyordu. Her vuruşta “Sik… sik… yasak amı sikiyorum” diye inliyordu. Roxanne’in memeleri sallanıyor, o da “İçime kadar gir, doldur beni,” diye cevap veriyordu.
Pozisyon değiştirdiler. Damon onu ters çevirdi, köpek stiline getirdi, kalçalarını havaya kaldırdı. Roxanne kollarını koltuğa yasladı, belini kıvrımla indirdi. Damon arkadan bir anda soktu, saçını yakalayıp geriye çekti, diğer eliyle kalçasına sert tokat attı. “Şap!” sesi yankılandı, pembe iz kaldı. “Daha hızlı,” diye inledi Roxanne. “Arkadan sik beni, oğlum, en yakın arkadaşının üvey annesini köpek gibi becer.” Damon belini kavradı, hızlı ve pis pompalamaya başladı; sikin ıslak sesi, tenin şapırtısı, Roxanne’in boğuk iniltileri birbirine karıştı. Tokat üstüne tokat indirdi, saçını çekerek boynunu ısırdı, “Bu amı her gece hayal ettim, Julius’un evinde, seninle yalnız… şimdi içine boşalacağım,” dedi. Roxanne orgazma yaklaşıyordu, amı kasılarak sikini sıkıyordu. “Boşal içime… yasak dölünü içime akıt!”
Damon son darbeleri vurdu, derinlere gömüldü, inleyerek boşaldı. Sıcak döl fışkırdı, Roxanne’in amını doldurdu, fazla gelen damlalar taşarak bacaklarından süzüldü. Roxanne da titreyerek geldi, amı nabız gibi atarak onu sağdı. İkisi de ter içinde, nefes nefese kaldılar. Damon sikini yavaşça çekti, döl amının kenarından aktı, kalçalarına aktı. Roxanne dönüp ona baktı, gülümsedi ama gözlerinde hâlâ açlık vardı. “Bu… sadece başlangıç,” diye fısıldadı. “Julius yarın değil, üç gün sonra geliyor. Ev boş. Ama eğer biri duysa… her şey biter. Yine de seni istiyorum. Yarın gece… yatak odamda. Daha uzun, daha pis.”
Damon hâlâ nefesini toparlayamıyordu. Sikinin üstünde Roxanne’in suları ve kendi dölü parlıyordu. Suçluluk boğazına düğümlenmişti ama sikinin yeniden sertleşmeye başladığını hissediyordu. Roxanne ayağa kalktı, bluzunu bile toplamadan, çıplak kalçalarıyla mutfağa doğru yürüdü. “Su getireyim,” dedi üzerinden omzuna bakarak. “Ve düşün… Julius’un yatağında seni nasıl sikeceğimi.” Damon koltukta oturmuş, döl sızıntısını izlerken yutkundu. Bu yasağın bir sonraki turu henüz gelmemişti; evin duvarları, arkadaşlığın ihaneti ve Roxanne’in hâlâ ıslak amı geceyi bekliyordu.
Damon sabaha karşı hâlâ salonda, dölün kuruyan izlerini pantolonuna silerken telefona baktı. Julius’tan bir mesaj vardı: “İş erken bitti. Yarın sabah erken uçarım, belki gece yarısından önce bileyim. Eve sürpriz yapayım.” Ekranın ışığı yüzünü soğuttu. Silmedi. Roxanne’e de söylemedi. Suç, sikinin yeniden kabarmasına yetti.
Ertesi gece saat on birde koridor karanlıktı. Roxanne yatak odasının kapısını aralık bırakmış, içerde yalnızca abajur yanıyordu. Kapıyı ittiğinde onu yatağın kenarında, ipek sabahlıkla buldu; sabahlık önden açık, memeleri ve kıllı amı çıplak. “Kilitledim,” dedi alçak sesle. “Julius’un yatağına geçme. Benim yatağımda sik beni. Daha uzun. Daha pis.” Damon pantolonunu indirdi; sik zaten dik, damarları şişmiş, ucu parlıyordu. “Üç gün dedin. Hâlâ üç gün mü?” Roxanne gülüldü, “Senin dölün hâlâ bacaklarımda kurumadı. Gel.”
Damon yaklaştı, sabahlığı omuzlarından sıyırdı, Roxanne’i yatağa sırtüstü yatırdı. Dizlerini ayırıp amına eğildi. Dilini yarığa bastırdı, ıslak kılların arasından kaydı, klitorisi emdi, dilini deliğe soktu. Roxanne kalçalarını kaldırdı, “Yala oğlum… en yakın arkadaşının üvey annesinin amını yala,” diye inledi. Damon iki parmağını birden soktu, bükerek içini taradı, dilini klitoristen ayırmadı. Roxanne’in suları çenesine aktı, “Siktir… dilin… daha derine.” Parmaklarını hızlandırdı, üçüncüyü ekledi; amı şapırdayarak açıldı. Roxanne bacaklarını omuzlarına doladı, saçını tuttu, yüzüne bastırdı. “Boğulsan da bırakma. Yıllardır bu amı hayal ettin, şimdi doy.”
Damon kalktı, sikinin başını amın ağzına sürttü, kayganlığı hissetti, sonra beline kadar tek hamlede gömüldü. Roxanne’in çığlığı boğuk çıktı: “Ahh… doldu… koca sik… Julius’un annesinin amını parçalıyorsun.” Damon yavaş, derin darbelerle başladı; her girisinde taşaklar ıslak ete çarpıyor, yatak gıcırdıyordu. “Sikimi hisset,” diye homurdandı. “Arkadaşımın üvey annesi… yasağı deliyorum… amın beni sağyor.” Ellerini memelerine götürdü, uçlarını sıkıp burdu, ağır etleri avuçladı. Roxanne tırnaklarını sırtına geçirdi, “Daha sert, oğlum. Bu evde, onun yastığının olduğu odanın yanında… beni sikiyorsun. Suçlu hisset. Sonra daha derine gir.”
Pozisyon değiştirdiler. Roxanne dört ayak oldu, belini kırdı, kalçalarını açtı. Damon arkadan soktu; ıslak şapırtı odada yankılandı. Bir eliyle saçını kökünden yakalayıp geriye çekti, diğer eliyle kalçaya sert tokat indirdi. “Şap! Şap!” Pembe izler belirdi. “Köpek gibi sikiliyorsun,” dedi. “En iyi arkadaşımın üvey annesi… götün havada, amın sikimde. Julius bilse… dostluğumuz biter. Yine de boşalacağım içine.” Roxanne başını çevirip baktı, gözleri yaşlı, ağzı aralık: “Boşal. Yasak dölünü amıma akıt. Ben de istiyorum. Becer beni, Damon. Parçala.” Damon belini kavradı, ritmi bozdu; kısa, hızlı, pis vuruşlar. Her seferinde “Yasak am… yasak am…” diye soluyordu. Roxanne’in memeleri sallanıyor, yatak başlığı duvara vuruyordu.
Bir ara çekti, Roxanne’i sırtüstü çevirdi, bacaklarını omuzlarına aldı, katladı. Sikini yeniden daldırdı; bu açıyla daha derindi. Roxanne’in nefesi kesildi. “Orası… orası… ahh siktir oğlum.” Damon eğilip boynunu ısırdı, kulağına fısıldadı: “Her yaz, her ziyarette, sen mutfakta eğilirken sikim sertleşiyordu. Şortunun kenarından amının gölgesini görüyordum. Şimdi içindesin. Sıcak, dar, ıslak… ve benim.” Roxanne kollarını boynuna doladı, “Daha… bırakma… Julius gelene kadar her gece… her oda… her şekilde.” Damon hızlandı; ter damlaları göğsünden Roxanne’in memelerine düştü. Amı kasılmaya başladı, duvarları sikini sıkıyordu. “Geliyorum,” diye bağırdı Roxanne. “Amım… sikini sağyor… boşal benimle.”
Damon son darbeleri indirdi, derinlere dayandı, inleyerek boşaldı. Sıcak döl fışkırdı, Roxanne’in rahmine vurdu; fazla gelen taştı, birleştikleri yerden aktı, kılları beyaza boyadı. Roxanne da titreyerek orgazma vardı, bacakları kasıldı, amı nabız nabız sikini sağdı, “İçimde… hisssediyorum… sıcak…” diye mırıldandı. Bir süre öyle kaldılar; nefesler yavaşladı, ter kokusu ve seks kokusu odayı doldurdu. Damon sikini yavaşça çekti; döl ipi koptu, amın kenarından kalın bir damla süzüldü, çarşafa düştü.
Roxanne yan yattı, parmağıyla kendi amından sızan dölü aldı, diline götürüp yaladı, sonra Damon’ın dudaklarına sürdü. Öpüştüler; tuzlu, karma. “Yarın gece yine,” dedi fısıltıyla. “Daha sert. Belki götümü de veririm. Julius’un üvey annesinin göt deliğini de sikersin. Düşün.” Damon hâlâ nefes nefese, “Düşünüyorum,” dedi. Eli Roxanne’in kalçasında gezindi, ıslaklığı hissetti.
Telefonu yastığın altından çekti, ekranı açtı. Julius’un mesajı hâlâ oradaydı; “Gece yarısından önce bileyim. Eve sürpriz.” Saat gece yarısını yirmi geçiyordu. Roxanne gözlerini kapamış, döl sızıntısını bacaklarının arasında hissederek gülümsüyordu; “Üç günümüz var,” diye mırıldandı uykulu. “Kimse bilmeyecek.” Damon ekranı kapattı, telefonu ters çevirdi. Roxanne’in tenine yapıştı, sikinin yumuşamış halini onun uyluğuna dayadı. Söylemedi. Julius’un anahtarı kapıda dönebilirdi. O ise hâlâ üvey annenin döl dolu amının yanında uzanıyordu; dostluğun ihaneti dilinin ucundaydı, yutkundu, sessiz kaldı. Roxanne’in nefesinin düzenli ritmini dinlerken, kapı zilinin çalabileceği her saniyeyi saydı—ve bir şey demedi.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories