Yağmurda Çadırda En İyi Arkadaşımın İlk Dokunuşu
Output: 22 yaşındaki Can ve 21 yaşındaki Petra, yağmurda daracık çadırda sıkışınca en iyi arkadaşının ilk amını parmaklayıp yavaş yavaş içine gir
Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. 22 yaşındaki Can, el fenerini çadırın tavanına asarken ıslak tişörtünün Petra’nın koluna değdiğini fark etti. 21 yaşındaki Petra ise yanında büzüşmüş, sırılsıklam saçlarını parmaklarıyla taramaya çalışıyordu. İkisi de şehirdeki işlerinden izin alıp aylardır planladıkları bu doğa kampını dört gözle beklemişlerdi. Can yazılım şirketinde kıdemli geliştirici, Petra da bir reklam ajansında yaratıcı yönetmen yardımcısı olarak çalışıyordu; ikisi de yirmi birinden beri en yakın arkadaştılar. Ama hava hiç umdukları gibi değildi. Ormanın ortasında kurdukları minicik iki kişilik çadır, şimdi iki sırt çantası, iki ıslak vücut ve yıllardır bastırılmış bir çekimle dolmuştu.
Daracık alanda kıpırdamak bile zordu. Can sırtını çadır direğine yaslamış, Petra da dizlerini karnına çekmiş oturuyordu. Islak kotları bacaklarına yapışmış, tişörtleri tenlerine ikinci bir deri gibi yapışmıştı. Can’ın aklından geçenler komik ve tehlikeliydi: “Yıllardır şu kızın gülümsemesine, kalçalarına, sesine âşık oldum ama ‘en iyi arkadaş’ etiketini bozamam diye sustum. Şimdi burada, burnum burnuna değecek kadar yakınken sikim kalkmasın diye dua ediyorum.” Petra ise yanakları kızararak düşünüyordu: “Bir erkeğin vücudunu bu kadar net hissetmek… İlk defa. Kalbim yerinden çıkacak gibi. Utanıyorum ama aynı zamanda içimde garip, sıcak bir heyecan var.”
Petra birden titredi. Dişleri takırdıyordu. “Can… Çok üşüdüm. Kemiklerime kadar işledi soğuk.”
Can hemen kollarını açtı, sesi hem endişeli hem de biraz boğuktu. “Gel buraya aptal. Sarılayım sana. Vücut ısımız birleşsin. Yoksa sabaha donarsın.”
Petra bir an tereddüt etti, sonra utangaç bir gülümsemeyle onun kucağına kaydı. Vücutları tamamen birbirine yapıştı. Petra’nın dolgun göğüsleri Can’ın göğsüne bastırıyor, Can’ın sertleşen sikiyse Petra’nın kalçasına değiyordu. İkisi de aynı anda fark etti ama ikisi de ilk anda bir şey demedi. Can kollarını Petra’nın beline doladı, avuçları ıslak tişörtün altından sırtını okşuyordu. Petra ise burnunu Can’ın boynuna gömmüştü; onun erkeksi kokusu yağmurun nemiyle karışınca başı döndü.
“Bu çok garip ama… aynı zamanda komik,” diye fısıldadı Petra. “Yıllardır birbirimizi tanıyoruz, hiç böyle sarılmamıştık. Sanki ilk defa erkek kucakladım gibi hissediyorum.”
Can güldü, göğsü Petra’nın göğsüne sürtündü. “Aslında… ben de yıllardır seni böyle kucaklamak istiyordum. Sadece arkadaş olarak görmedim seni hiç. Ama bozulur diye sustum. Seninle her şeyi riske atmak istemedim.”
Petra başını kaldırdı, gözleri ışıl ışıldı. Yağmurun sesi çadırı tamamen sarmıştı. “Ben de… İlk defa birine gerçekten dokunmak, hissetmek istiyorum. Gerçekten Can. Seninle. Utangaçım ama korkmuyorum. İzin veriyor musun?”
Cevap vermek yerine Can yavaşça eğildi. Dudakları Petra’nın dudaklarına değdi. İlk öpücük komikti; ıslak saçlar yüzlerine yapışmış, burunları çarpışmıştı. İkisi de aynı anda kıkırdadı, dudakları birbirinden ayrıldı.
“Film gibi olmadı,” dedi Petra gülerek. “Burnuma vurdun salak.”
“Sen de kafanı sertçe attın!” Can da kahkaha attı ama sonra tekrar yaklaştı. Bu sefer öpücük derinleşti. Dilleri birbirine değdi, ıslak ve sıcak. Petra’nın elleri Can’ın ensesine gitti, Can’ın elleriyse Petra’nın belinden aşağı kaydı, ıslak kotunun üzerinden kalçalarını sıktı. Öpüşürken ikisi de gülüyor, ara sıra “Dikkat, çadırı devireceğiz” diye fısıldıyorlardı.
Öpüşme hızlanınca eller de cesurleşti. Can Petra’nın tişörtünü yukarı sıyırdı, sutyenini yana çekip meme uçlarını parmaklarının arasında yuvarladı. Petra inledi, sesi yağmura karıştı. “Ah… İlk defa böyle dokunuyor biri orama. Çok iyi geliyor.”
Can aşağı indi, Petra’nın şortunu ve külodunu yavaşça sıyırdı. Petra bacaklarını açarken utangaç bir kahkaha attı: “Bakma çok, ilk defa biri görecek.” Can gülümsedi, “Güzelmiş… ıslakmış da.” Dilini Petra’nın klitorisine değdirdi. Petra sıçradı, “Ooo… Dilin… Çok sıcak, çok yumuşak.” Can parmaklarını da devreye soktu; ıslak amının dudaklarını aralayıp yavaşça içine soktu, çıkarıp klitorisine sürtüyordu. Petra kalçalarını oynatıyor, “Daha derine… Evet öyle… İlk defa parmaklanıyorum ve bu kadar zevk alacağım aklıma gelmezdi,” diye inliyordu.
Petra da Can’ın pantolonunu açtı. Sikini avucuna alınca gözleri büyüdü. “Vay be… Ne kadar kalın ve damarlı. Benim için mi bu kadar sert?” Utangaç ama istekli bir şekilde eğildi, dilini baş kısmında gezdirdi. Biraz beceriksizce yalamaya çalıştı, dişini hafif değdirince Can “Ayy yavaş” diye güldü. Petra da güldü, “Özür dilerim, ilk defa yalıyorum birini. Ders ver bana.”
“Gel 69 olalım, hem birbirimizi hem de gülmeyi öğreniriz,” dedi Can. Daracık çadırda pozisyon almaları epey komik oldu. Bacaklar birbirine dolandı, Can’ın dirseği çadır duvarına çarpınca ikisi de kahkaha attı. “Çadırı yıktık galiba!” Petra sikini ağzına alırken Can da onun amını yalamaya devam etti. Yağmurun sesi, ıslak şapırtılar ve inlemelerle karışıyordu. Petra’nın bacakları titriyordu; ilk defa birinin dilini amının içinde hissediyordu ve zevkten gözleri kayıyordu.
Bir süre sonra Petra doğruldu, nefes nefese. “Can… İçime girmeni istiyorum. Yavaşça. İlk defa olacak ama hazırım. Seninle olmak istiyorum.”
Can sırtüstü uzandı. Petra üstüne oturdu, sikini ıslak amının girişine dayadı ve yavaş yavaş aşağı indi. “Ahh… Doluyor… Yavaş… Çok büyükmüş,” diye inledi. Yüzü hem acıyla hem zevkle buruşmuştu ama gülümsüyordu. Tamamen oturduğunda ikisi de bir an durdular. Can kalçalarından tutup yavaşça yukarı itmeye başladı. Petra da ritme uydu, üstte inip kalkıyordu. “İçime giriyor… İlk defa sikiliyorum ve bu kadar komik ve güzel olacağını bilmiyordum,” dedi gülerek. Can da “Amın çok sıcak ve sıkı… Harika hissediyorum,” diye cevap verdi.
Hareketler derinleşti. Petra öne eğilip Can’ı öperken Can da kalçalarını kavrayıp derin ve yavaş darbelerle sikiyordu. İkisi de inliyor, ara sıra kahkaha atıyor, “Çadırı sallıyoruz, dışarıdan gören olsa ne düşünür” diye şakalaşıyorlardı. Zevk doruğa ulaştığında Petra şiddetle titredi, amı Can’ın sikinin etrafında kasılıp orgazm oldu. Can da aynı anda boşaldı, sıcak döllerini Petra’nın içine bırakırken onu sıkıca kendine bastırdı.
Ter içinde, nefes nefese, hâlâ birbirlerine bağlı halde kaldılar. Petra Can’ın göğsüne yüzünü gömdü, gülüyordu. “Bu yağmur sayesinde en iyi arkadaşımın ilk dokunuşu hayatımın en komik ve en güzel anı oldu.”
Can saçlarını okşadı, sesi hâlâ arzu doluydu. “Daha bitmedi ki… Yarın kampı toplayıp şehre dönmeden önce bunu tekrar yapmak istiyorum. Hem de birkaç kez. Sabah uyandığımızda da, çadırı toplarken de… Ne dersin?”
Petra başını kaldırdı, gözlerinde hâlâ aynı utangaç ama istekli parıltı vardı. Elini Can’ın hâlâ yarı sert sikine götürdü, hafifçe sıktı. “Sanırım yağmur dinmeden bunu konuşmaya devam edebiliriz…” Dışarıda yağmur hâlâ şiddetle yağıyordu. Çadırın içi ter, ıslaklık ve yeni uyanmış bir arzu kokuyordu. İkisi de biliyordu ki bu gece daha bitmemişti ve sabah onları bekleyen yeni dokunuşlar, yeni kahkahalar ve yeni keşifler vardı. Petra yavaşça Can’ın dudaklarına tekrar yaklaştı, elleri yeniden vücudunda dolaşmaya başladı…
Petra yavaşça Can’ın dudaklarına tekrar yaklaştı, elleri yeniden vücudunda dolaşmaya başladı. Islak saçları Can’ın omzuna dökülürken dudakları birbirine değdi ve bu sefer öpücük ilk seferkinden daha aç, daha ısırgan bir hal aldı. Can’ın göğsü hâlâ hızla inip kalkıyordu; az önce boşaldığı halde sikinin yeniden kan dolduğunu, ağır ağır sertleştiğini hissediyordu. “Lan bu kız beni öldürecek,” diye geçirdi içinden. “Yirmi iki yaşındayım, yıllardır kod yazmaktan başka bir şey düşünmeyen bir adamım ama şimdi dünyanın en dar çadırında en iyi arkadaşımın amının sıcaklığını hatırlayınca yine taş gibi oldum.” Petra da aynı şeyi hissediyordu; kalbinin gümbürtüsü yağmurun sesini bastırıyordu. “İlk seferinde içime girerken acıyla karışık zevk almıştım, şimdi ikinciye hazır mıyım bilmiyorum ama içim kaşınıyor resmen,” diye düşündü utangaç bir heyecanla.
Öpüşürlerken Petra’nın eli Can’ın karnından aşağı kaydı, parmakları hâlâ ıslak ve yapışkan olan sikini kavradı. Yavaş yavaş sıvazlamaya başladı; başparmağı ile tepesindeki deliğin etrafında daireler çiziyordu. Can boğuk bir ses çıkardı, kalçalarını istemsizce ileri itti. “Yavaş Petra… Daha yeni boşaldım, çok hassasım.” Petra kıkırdadı, dudakları Can’ın dudağının kenarında kıvrıldı. “Özür dilerim ama elim durmuyor. Ne kadar damarlı ve sıcak… İlk defa bir sik bu kadar ilgimi çekti. Ders vermeye devam et bana, ne yapmam gerektiğini söyle.” Sesinde hem utangaç hem de muzip bir ton vardı; ikisi de aynı anda güldüler ve o kahkaha çadırın naylon duvarlarını titretti.
Can doğrulup Petra’yı kendine çekti, kızın bacaklarını hafifçe araladı. Parmakları yine o pürüzsüz, kılsız amının dudaklarında gezindi. Petra’nın nefesi kesildi. “Islanmışsın yine… Benim spermlerimle karışmış, kaygan mı kaygan.” Parmağını yavaşça içeri kaydırdı, iç duvarlarını okşadı, sonra ikinci parmağını da ekledi. Petra kalçalarını hafifçe kaldırıp indirerek parmaklara doğru bastırıyordu. “Ah Can… Parmağın içimi dolduruyor. Klitorisimi de… Evet, tam orada. İlk seferinde dilinle yaladığında utancımdan ölüyordum ama şimdi istiyordum bunu. Daha sert.” Can parmaklarını hafifçe bükerek o spongy noktayı buldu ve bastırdı. Petra’nın bacakları titredi, bir kahkaha ile karışık inilti kaçtı ağzından. “Çadırı sallıyoruz yine… Dışarıdan gören olsa ‘içeride iki ayı kavga ediyor’ der.”
Daracık alanda pozisyon değiştirmek başlı başına bir komediydi. Can Petra’yı yan yatırdı, arkasından sokuldu. Sırt çantalarından biri Petra’nın beline batıyordu, Can’ın dirseği ise çadır direğine çarpınca naylon duvar hafifçe çöktü. İkisi de aynı anda patladılar kahkahayla. “Dur dur, devriliyoruz!” dedi Petra gözyaşları içinde gülerek. “Bu kampı unutmayacağız herhalde, ‘yağmurda sikişirken çadırı yıkma operasyonu’ diye anacağız.” Can da gülmekten sikini Petra’nın amının girişine doğru düzgün tutamıyordu. Sonunda ikisi de biraz doğrulup yeniden yerleştiler. Can arkadan Petra’nın belini kavradı, sikinin başını ıslak dudaklara dayadı ve yavaşça, santim santim içeri girdi.
Petra’nın sesi boğuklaştı. “Ahhh… Yine giriyorsun. Bu sefer arkadan daha derin hissediyorum. Yavaş Can, bırak alışayım.” Can dişlerini sıkmıştı; amının sıcak, dar ve ıslak kavrayışı inanılmazdı. “Çok sıkısın… Sanki sikimi emiyor içindeki kasların. Kendimi tutmakta zorlanıyorum.” Yavaş ritimle gidip gelmeye başladı. Her ilerleyişinde Petra’nın kalçası Can’ın karnına çarpıyor, ıslak şapırtılar yağmurun sesine karışıyordu. Petra bir eliyle çadırın zeminini tutuyor, diğer eliyle kendi klitorisini ovuşturuyordu. “Daha hızlı… Hayır, dur, yavaş… İkisi de güzel. İlk defa arkadan alıyorum ve bu kadar komik olacağını düşünmemiştim. Kalçama vurdukça gülmek istiyorum.”
Can Petra’nın saçlarını kenara çekip boynunu öptü, ısırdı. “Senin o dolgun kalçaların yüzünden… Yıllardır bakıp içimden ‘keşke’ dediğim kalçalar şimdi sikimin dibinde. Komik olan şu ki hâlâ en iyi arkadaşız.” Petra başını çevirip Can’ın dudaklarını bulmaya çalıştı ama açı kötüydü, burunları yine çarpıştı. Yine kıkırdadılar. Bu sefer gülme sarsıntısı Can’ın sikini Petra’nın içinde titretti ve kızın iniltisi derinleşti. “Gülme… İçimi titretiyorsun… Boşalmak üzereyim yine.”
Can ritmini hızlandırdı. Dar alanda tam anlamıyla abanmak mümkün değildi ama kalçalarını ileri geri oynatarak derin, yavaş vuruşlar yapıyordu. Petra’nın amından sular bacaklarının içinden sızıyordu; Can’ın taşakları ıslak ıslak şaplak sesi çıkarıyordu. Petra’nın nefesi hızlandı, sesi yükseldi. “Can… Orası… Evet, sik beni… İlk defa birinin spermini içimde hissettim ve ikincisini de istiyorum. Boşal içime.” Can bir eliyle Petra’nın memesini avuçladı, meme ucunu çekiştirdi. Diğer eli aşağı inip kızın parmaklarının üstüne kapandı, birlikte klitorisini ovaladılar.
Zevk dalgası ikisini de aynı anda yakaladı. Petra önce kasıldı; amının duvarları Can’ın sikinin etrafında ritmik ritmik sıkıldı, bacakları titredi, ağzından kesik kesik “Geliyorum… Ahh geliyorum…” sesleri çıktı. Can da dayanamadı. Sıcak döllerini ikinci kez Petra’nın derinliklerine boşalttı; her fışkırtıda kalçalarını Petra’nın kalçalarına yapıştırıyordu. İkisi de aynı anda inliyor, gülüyor, nefes nefese küfürler karışık sevgili sözleri mırıldanıyorlardı. “Sikimin kasıldığını hissediyorum içimde,” diye fısıldadı Petra titreyerek. Can ise “Amın beni sıkıyor… Boşalıyorum hâlâ…” diye cevap verdi.
Sonunda hareketler yavaşladı. Can sikini tamamen çıkarmadan Petra’nın içinde kaldı. Terden sırılsıklam vücutları birbirine yapışmıştı. Yağmur hâlâ bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Petra’nın yüzünde hem yorgun hem de mutluluk dolu bir gülümseme vardı. Başını Can’ın koluna yasladı, parmakları Can’ın bileğini okşuyordu. “Bu inanılmazdı… İkinci seferde bile içim hâlâ zonkluyor. Seninle ilk defa sevişmek… Hem de en yakın arkadaşım olarak… Hayatımın en komik ve en ıslak gecesi oldu,” diye fısıldadı. Can saçlarını öptü, hâlâ yarı sert halde Petra’nın içinde hafifçe kıpırdandı. “Daha bitmedi sanırım… Yağmur dinmiyor ve ben de…”
Tam o sırada Petra hafifçe kalçasını oynattı, Can’ın sikini içinde hissetti ve yeniden küçük bir inilti kaçtı dudaklarından. İkisi de gülümsedi, göz göze geldiler. Çadırın içi ter, seks ve ıslak toprak kokusuyla doluydu. Petra’nın gözlerinde hâlâ o utangaç parıltı vardı ama şimdi ona arzu da karışmıştı. Elini arkaya uzatıp Can’ın kalçasını sıktı, sanki “devam et” der gibiydi. Can da içinden “Bu kızla sabahı etmeden önce bir kez daha…” diye düşünürken Petra dudaklarını yine boynuna yapıştırdı. Yağmurun sesi dışarıda deli gibi devam ederken ikisinin nefesleri yeniden hızlanmaya başlamıştı ve çadırın içi…
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories