Written by AIEvery story here is written by an AI. Tell it what you want and it writes it for you →
Ask the writer →

Yaz Boyu Direndiğim En İyi Arkadaşımın Kalçalarını Sonunda Yırttım

Yaz boyu direndiğim 28 yaşındaki en yakın arkadaşım Hassan’ın muhteşem kalçalarını sonunda sertçe yırtıp götünden siktim.

5 min read October 03, 2026New

Yaz boyunca her şey o kalçalarla başladı. Hassan’la yirmi sekiz yaşındaydık, çocukluktan beri omuz omuza büyümüş iki adam; işten sonra bira, maç, gece yarısı pizza… Normal dostluk. Ama haziran ayından beri normal olan her şey çatırdıyordu. O, kısa şortlarıyla evimde dolaşırken kalçaları kumaşa geriliyor, iki tok, yuvarlak, sert hatlı yarım küre gibi sallanıyordu. Ben bakmamaya çalışıyor, bakıyordum. O da fark ediyordu. Bazen bilerek yanımdan geçerken kıçını bacağıma sürtüyor, omzunun üzerinden sinsi sinsi gülümsüyordu. “Ne bakıyorsun lan?” der gibi, ama sesi çıkmıyordu. İçim yanıyordu. Direndim. Yaz boyu direndim. Elini tutmadım, pantolonunun belinden parmak sokmadım, “dur bir saniye” demedim. Ta ki o akşama kadar.

O akşam onun evindeydik. Koltukta yan yana, televizyon loş ışık saçıyordu, film filan kimsenin umurunda değildi. Hassan bol bir tişört, altta ince bir şort giymişti; bacaklarını koltuğa toplamış, kalçası yastığa gömülmüştü. Bir ara göz göze geldik. Uzun süre baktık. Ben yutkundum. O gülümsedi, ama bu sefer o sinsi gülümseme değil, daha yumuşak, daha açık bir şeydi.

“Yeter artık,” dedim kısık sesle. “Bakıyorum. Yaz boyu baktım. Kalçalarına… sikim kalkıyor her seferinde.”

Hassan’ın nefesi değişti. “Biliyordum,” dedi. “Sürtündüm de bazen. Görmeni istedim.” Elini yavaşça benim dize koydu, sonra yukarı kaydırdı. “Bugün direnme. İstediğin yere sok. Tamam mı? İstiyorum.”

Yeşil ışık yanmıştı. Kalbim boğazıma vurdu. Eğildim, dudaklarını yakaladım. İlk öpüşme temkinliydi, sonra dilimiz birbirine dolandı, ıslak ve aç. Ellerim beline sarıldı, oradan aşağı indi; iki avucumla o muhteşem kalçaları sıktım. Tok et parmaklarımın arasından taştı. Hassan inledi, ağzımın içinde. Aynı anda eli pantolonumun üzerine gitti, sikimi kumaşın içinden sıvazladı. Sertleşmiştim çoktan; avuç içiyle başımı ovuşturunca belim ileri fırladı.

“Siktir,” diye fısıldadı. “Ne kadar sert olmuşsun.”

Dudaklarını boynuna kaydırdım, dişledim. Ellerim şortunun beline girdi. Yavaşça aşağı çektim. Külot da geldi birlikte; siyah, dar bir şey. Kalçaları tamamen ortaya çıktı—pürüzsüz, dolgun, aradaki çizgi derin. Onu biraz kaydırdım koltukta, bacaklarını açtırdım. Amı—hayır, sikinin altında, taşaklarının gerisinde o pembe, sıkı göt deliği ve önünde sertleşmiş sikinin kökü… Ama ben önce ıslaklığına indim. Diz çöktüm yere, dilimi taşaklarından aşağı sürdürüm, o dar deliğin etrafını yaladım. Hassan bacaklarını daha da açtı, bir eliyle saçıma yapıştı.

“Ah… amını yalıyor gibi yala,” diye homurdandı, sonra düzeltti gülerek, “götümü… daha… oh fuck.”

Dilimi deliğin üzerine bastırdım, ıslattım, bastırdım. Tükürüğüm aktı. Bir parmağımı yalayıp yavaşça o sıcak halkaya dayadım. Bastırdım. Parmak ucu girdi. Hassan’ın belı kavis çizdi.

“Daha derine,” diye yalvardı. “Parmağını sok, Can… daha derine.”

İçeri kaydırdım. Sıcak, dar, kasılıyordu. Bir boğum, iki boğum. Kıvırdım parmağımı. O inledi, yüksek sesle. Sikim pantolonumun içinde sızlıyordu; bir eliyle pantolonumu açtı, sikimi çıkardı, avuçlayıp sıvazlamaya başladı. Karşılıklı gerilim her saniye artıyordu. İkinci parmağımı da ekledim. Açılırken “ıııh” diye ses çıkardı, ama eliyle başımı daha sıkı bastırdı. “Öyle… öyle devam et.”

Parmaklarımı çıkardım. Ayağa kalktım, onu çevirdim. “Domal,” dedim. Sesim boğuk çıkmıştı. Hassan koltuğun kenarına dizlerini koydu, gövdesini öne eğdi, o iki kalçayı bana sundu. Aradaki çizgi parlıyordu tükürüğümden. Bolca tükürdüm deliğin üstüne. Tükürük süzüldü aşağı. Parmaklarımı yeniden soktum—iki, sonra üç—açtım, gerip gevşettim. “Gevşe,” dedim. “Sikimi alacaksın.”

“Alacağım,” dedi nefes nefese. “Sok artık. Yaz boyu beklettin.”

Sikimin başını deliğe dayadım. Sıcak halka direndi önce. Yavaş bastırdım. Baş girdi. Hassan’ın nefesi kesildi, “hhhaa—” diye uzun bir ses. İçerisi inanılmaz dardı; et beni sıkıyordu. Santim santim gömdüm. Kalın sikim o dar kalçaların arasına yavaş yavaş kayboldu. Dibine kadar. Taşaklarım kalçalarına değdiğinde ikimiz de bir an kımıldamadık.

“Dolu…” diye fısıldadı. “Sikin… götümü doldurdu.”

Yavaş çektim, neredeyse başıma kadar, sonra tekrar yavaş ittim. Her gidiş-gelişte biraz daha kolay açılıyordu. Ellerimle kalçalarını iki yandan kavradım, ayırdım, izledim sikimin o pembe deliği girip çıkışını. Sonra tempo arttı. Kalçalarımı savurdum. Tok sesler doldu odayı—tenin tene çarpması. Bir elimi kaldırıp sağ kalçasına sert bir tokat indirdim. Et kırmızılandı, titredi. Hassan bağırdı:

“Daha sert! Tokatla… yırt götümü! Sikerken yırt!”

İkinci tokat, üçüncü. Her tokattan sonra daha hızlı siktim. Kalçaları bana doğru bastırıyordu; geri geri geliyordu her darbemde. “Öyle… oh siktir, daha derin, daha sert!” diye bağırıyordu. Ter akıyordu sırtından. Ben de terliyordum. Bir elimi omzuna doladım, diğerimle belini çektim, hızı iyice artırdım. Göt deliği artık sikime yapışık, ıslak sesler çıkarıyordu. Her dalışta “ah—ah—ah” diye kesik kesik inliyordu.

“Götün benim,” diye homurdandım kulağına eğilip. “Yaz boyu baktığım bu göt… şimdi sikimin altında.”

“Senin… yırt onu… boşal içime ya da üstüme, ne bok istersen,” diye cevap verdi. Sesı titriyordu zevkten. Sikini kendi eliyle hızla sıvazlıyordu, koltuğa damlıyordu önünden.

Hissettik ikimiz de. O sıkı halka birden ritmik kasılmaya başladı, ben de taşaklarım çekildi. “Geliyorum—” diye uyarıp birkaç sert hamle daha yaptım. Hassan “ben de—ben de!” diye bağırırken götü sikimi milim milim sıktı, kendi sikinden kalın beyaz fışkırıklar koltuğa ve kendi karnına aktı. Ben son ana kadar içinde kaldım, sonra çektim. Sikim ıslak, parlak, zıplayarak çıktı; kalçalarının üzerine, o kırmızı tokat izlerinin üstüne fışkırttım. Kalın damlalar etine yapıştı, aradaki çizgiye süzüldü.

Nefes nefeseydik. Hassan yavaşça döndü, hâlâ dizlerinin üstünde. Yüzünde kaygan bir gülümseme vardı. Eğildi, sikimi ağzına aldı. Sıcak dili başımı sardı, kendi götünden ve cum’umdan karışık tadı yaladı, son damlalarına kadar emdi, dilinin ucuyla yarığımı temizledi. Bırakırken “mm” diye ses çıkardı.

Sonra başını kaldırdı, terli alnıyla bana baktı. “Yaz boyu beklediğine değdi mi?” dedi, gülümseyerek.

“Değdi,” dedim. Sesim kısılmıştı. Onu yukarı çektim, ikimiz de ter içinde koltuğa yığıldık. Kollarım belinde, onun başı göğsümde. Kalçaları hâlâ açıkta, cum’um soğuyarak teninde kuruyordu. Sarılırken tenimizin ıslaklığı birbirine yapıştı. Mutlu bir sessizlik olması gerekiyordu. Birkaç dakika öyle kaldık; nefeslerimiz yavaşladı, film hâlâ arka planda bir şeyler anlatıyordu, kimse dinlemiyordu.

Ama bir yerde bir şey kaydı.

Hassan’ın parmakları göğsümde gezerken, “Bu… sadece bir kere miydi?” diye sordu. Sesinde hâlâ o tatlı, sinsi gülümseme vardı ama altında başka bir titreme. “Yoksa… her maçtan sonra böyle mi olacak? Arkadaşız ya biz. Hâlâ arkadaş mıyız?”

“Tabii,” dedim hemen. “Arkadaşız.”

Cümle ağzımdan çıkınca içimde bir boşa düşme oldu. Sikim yumuşamıştı, ter soğuyordu, kalçalarındaki izler ve kendi boşalmamın beyazı loş ışıkta basbayağı duruyordu. Yaz boyu direndiğim şey bitmişti. Almıştım. Yırtmıştım, demişti ya—yırtmıştım. Ama şimdi kolunun altında yatan adam yirmi sekiz yıllık en yakın arkadaşım Hassan’dı ve az önce götünü sikmiştim, o da yalamıştı son damlasına kadar, ve ikimiz de “değdi mi?” diye gülmüştük.

Gözlerim tavana kaydı. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu ama artık sadece zevkten değil. Bir şey tersti. Belki yarın sabah utanç olacaktı. Belki bir daha maça giderken şortuna bakamayacaktım. Belki o sinsi gülümseme bir daha gelmeyecekti, ya da her geldiğinde aklıma bu koltuk, bu tokat sesleri, “yırt götümü” çığlığı dolanacaktı. Sarılmak güzeldi. İçimdeki delik de öyleydi—küçük, soğuk, adı konmamış.

Hassan “iyi misin?” diye sordu, hafifçe.

“İyiyim,” dedim. Yalan değildi tamamen. Ama tam da değildi. Parmağımla onun kalçasındaki kendi cum’umu silerken, yazın bittiğini ve bir şeyin—dostluğun mu, masumiyetin mi, yoksa sadece o tatlı direnişin mi—arkada kaldığını hissettim. Gözlerimi kapadım. Ter kokusu, seks kokusu, onun saçının kokusu… hepsi bir aradaydı. Ve bir pişmanlık değil belki, ama bir şüphe, ince bir çatlak gibi aradan sızdı içeri.

“Değdi,” diye tekrar ettim yavaşça, daha çok kendime. “Ama… bilmiyorum bundan sonra ne olacağız.”

Hassan cevap vermedi hemen. Sadece kolumu sıktı. Sessizlik uzadı. Film bitti, ekran karardı. Biz hâlâ ter içinde, yapışık, kalçaları açıkta ve aklımın bir köşesinde o soru büyüyordu: Acaba gerçekten yeşil ışık mıydı, yoksa ikimiz de yaz sıcaklığında kendimizi mi kandırmıştık?

Rate this story

★★★★★
Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged rimming fingering anal doggy-style spanking

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.