Maskeli Gece, Üvey Kardeşimin Hall Pass’i

Üvey kardeşim Efe maskeli partide beni tanıyıp tuvalette sertçe içime boşalttı.

8 min read September 06, 2026New

Aynı evde kalıyorduk artık. Annem Franklin’le evlenince babamın eski evi boşalmıştı; ben yirmi iki yaşındaydım ve Efe de—üvey kardeşim—üniversiteyi bitirip şehre dönünce buraya yerleşmişti. Geceleri koridorda ayak seslerini duyduğumda yastığa yüzümü gömüp “bakma, düşünme” diye kendi kendime yemin ediyordum. Yıllardır öyleydik. Birbirimize bakmamaya çalışıyorduk. Ama bakıyorduk. O salondaki kanepede otururken bacaklarını açışı, duştan çıktığında peştemalın beline dolanışı… hepsi zihnime kazınmıştı.

Efe’nin nişanlısı Ingrid ona o gece için bir “hall pass” vermişti. Maskeli gece temalı parti; kimsenin kimseyi tanıyamayacağı, kuralların bir geceliğine askıya alındığı bir yer. “İstediğinle yat,” demişti Ingrid gülerek, “ama sabah maskeyi çıkarır çıkarmaz yine benimsin.” Efe bunu bana anlatırken kahve fincanını çeviriyordu, gözleri masaya sabit. Ben de “ne şanslısın” dedim, sesim titremesin diye. İçimden ise çoktan kararımı vermiştim: Ben de gidecektim. Aynı partiye. Aynı maskeyle. Onun beni tanımamasını umarak… ya da belki tanımasını isteyerek. Yıllardır bastırdığımız o yasak arzu ikimizi de delirtiyordu; üvey kardeş olmamıza rağmen tenimizin birbirini hatırladığı o anlar vardı.

Parti, şehrin kenarındaki eski bir depoda kurulmuştu. Işıklar mor ve kırmızı, müzik göğsü titreten baslarla doluydu. Ben siyah dantel bir elbiseyle ve yarım yüzümü örten gümüş bir maskeyle girdim. Kalabalıkta kayboldum, bir kadeh aldım, dans pistinin kenarında durdum. Sonra onu gördüm. Efe. Siyah smokin, koyu bir maske, çenesinin keskin çizgisi… Nişanlısının verdiği o izni cebinde taşıyarak buradaydı. Gözleri kalabalığı tararken bana takıldı. Tanımadı. Ya da tanımak istemedi. Bana doğru yürüdü, elini uzattı, “Dans eder misin?” dedi. Sesini tanıdım anında. Kalbim boğazıma sıçradı. Yine de elini tuttum.

Dans pistinde vücutlarımız birbirine sürtünmeye başladı. Müzik yavaşlamış, baslar kalçalarımıza vuruyordu. Efe’nin elleri belime yapıştı, parmakları kumaşın altındaki çıplak tenimi buldu. Maskelerin ardında nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Ben de ona bastırdım kalçalarımı, bilerek, açgözlüce. Yıllardır “yapma” dediğim her şey o an “yap”a dönmüştü. Efe beni köşeye doğru itti, sırtım soğuk duvara yaslandı. Elleri belimde gezinirken kulağıma eğildi. Sıcak nefesi kulak mememe değdi.

“Sesini tanıyorum,” fısıldadı. “Biliyorum senin kim olduğunu… ama bu gece umurumda değil.”

Titredim. Maskenin altındaki gözleri karanlıktı, ama sesi netti. “Efe…” diye mırıldandım, itmek yerine kalçalarımı onun sertleşen sikine bastırdım. Kumaşın altındaki o kalınlık bana sürtündü, ıslaklığımı hissettim anında. “Ben de biliyorum,” dedim. “Ve ben de umursamıyorum.”

Sınırın ötesine geçmeye karar verdik. İkimiz de. Arzu tamamen karşılıklıydı, açgözlüydü, yıllardır birikmişti. Efe’nin parmakları eteklerimi sıyırdı, uyluğumun içine kaydı. “Islaksın,” dedi boğuk bir sesle. “Üvey kardeşin için mi ıslandın, Camila?” Adımı söylemesi omurgamdan aşağı elektrik gibi indi. “Evet,” diye yanıtladım, utanmadan. “Yıllardır. Sen de… sen de beni istiyorsun. İtiraf et.”

“İstiyorum,” dedi ve dudakları boynuma yapıştı, ısırdı, emdi. “Bu gece her şeyi istiyorum.”

Tuvaletin engelli kabinine girdik neredeyse koşar adım. Kapı kilitlenir kilitlenmez maskeleri çıkarmadan öpüşmeye başladık. Dudakları sertti, dili ağzıma daldı, elleri saçlarıma dolandı. Efe beni duvara yasladı, dizlerimin üstüne çökertti. Fermuarını indirdi, kalın sikini çıkardı—şimdiye kadar sadece hayal ettiğim o sik, damarlı, ucu sızıntılı, ağır. “Ağzını aç,” dedi. Açtım. Sikinin başını dudaklarıma sürttü, sonra boğazıma kadar soktu. Gözlerim yaşardı, salyam aktı, ama geri çekilmedim. Ellerim kalçalarına yapıştı, daha derine aldım. “İşte böyle,” inledi Efe. “Üvey kardeşinin sikini yut. Yıllardır bu ağızla hayal ettim.”

Boğazım daraldı, nefes alamadım, yine de emmeye devam ettim. O da kalçalarını ileri itti, boğazımı sikti, sonra bir anda çekti. Beni yerden kaldırdı, bacaklarımı beline doladı. Elbisesini yukarı sıyırdı, külotumu kenara çekti. Ayakta, tek bir hamlede içime girdi. Kalınlığı beni yardı, doldurdu, derinlere kadar. “Siktir,” diye inledim, tırnaklarımı sırtına geçirdim. “Efe… daha…”

Ayakta sertçe pompalamaya başladı. Her itişte sırtım duvara çarpıyordu, amım onun sikini yutuyor, şapırdıyordu. “Sıkıyorsun,” dedi dişlerinin arasından. “Üvey kardeşinin amı beni sıkıyor.” Sonra beni ters çevirdi, lavaboya eğdirdi. Aynada maskeli yüzümüzü gördüm—tanıdık ve yabancı. Efe arkadan girdi, köpek stili, kalçalarımı kavrayarak. Bir eli saçıma dolandı, geriye çekti; diğeri öne uzandı, klitorisimi ovuşturmaya başladı. Parmakları ıslaklığımda kayıyor, daireler çiziyor, her dokunuşta bacaklarım titriyordu.

“Üvey kardeşini böyle sikmek istiyordum,” diye inledi kulağıma, sıcak nefesi tenimde. “Geceleri odamda sikimi avuçlarken seni düşünüyordum. Bu amı, bu kalçaları… Ingrid’in hall pass’i var ya? Onu senin için kullanıyorum. İçine boşalacağım, Camila. Hepini.”

“Daha sert,” diye yalvardım, sesim boğuk. “Boşal içime… lütfen, Efe, daha derin, daha sert—”

Elleri saçımı çekti, kalçalarımı ezdi, sikini köküne kadar soktu. Klitorisimi ovuştururken bana vurmaya devam etti; her darbe lavabonun kenarına sürtünmeme neden oluyor, aynada yansıyan yüzüm kıvrılıyordu. “Bana bak,” dedi. “Maskenin altından bana bak ve söyle—kimin siki sende?”

“Senin,” diye inledim. “Üvey kardeşimin… Efe’nin siki… içimde… ah, siktir, geliyorum—”

Parmakları klitorisimde hızlandı, sikinin her vuruşu rahmime çarpıyordu. Orgazm dalga dalga geldi, amım kasıldı, onu sıktı, bacaklarım titredi. Efe de hızlandı, nefes nefese, “İçine… hepsini içine—” diye homurdandı ama henüz boşalmadı. Durdu, derinlerde kaldı, nabzı atan sikini hissettim. Maskesini düzeltirken gülümsedi—o tanıdık, tehlikeli gülümseme.

“Bu daha başlangıç,” fısıldadı, hâlâ içimde, hâlâ sert. “Parti bitmedi. Ingrid’in izni var… ama ben seninle bitirmek istemiyorum. Daha fazla istiyorum. Gece boyunca. Belki sabaha kadar. Maskeler çıksa bile… bu gece kurallar yok. Anladın mı?”

Anladım. Ve korktum, çünkü kabul ettim. Aynada göz göze geldik. O hâlâ içimde titreşiyordu, benim amım hâlâ onu emiyordu. Dışarıda müzik devam ediyordu, koridorda ayak sesleri vardı. Kimse bilmiyordu. Kimse bilemezdi. Ama biz biliyorduk. Ve gerisi… gerisi henüz gelmemişti. Efe yavaşça çekildi, sikinin ıslak ucu uyluğuma değdi, sızıntısı aktı. Elini uzattı, beni kaldırdı, elbisemi düzeltti. “Çıkalım,” dedi. “Ama uzaklaşma. Bu gece senden kopmayacağım. Hall pass’im var… ve onu seninle harcayacağım. Her damlasını.”

Kapıya doğru yürüdük. Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu, bacaklarımın arası ıslaktı, dudaklarım şişmişti. Maskemi indirmedim. O da indirdi. Koridorda kalabalığa karışmadan önce bileğimi tuttu, parmaklarını sıktı. “Sonra,” diye fısıldadı, “seni tekrar alacağım. Belki barda. Belki arabada. Belki eve dönünce… kendi yatağımda. Üvey kardeşinin yatağında. Düşün onu.”

Düşündüm. Ve bilerek, isteyerek, peşinden yürüdüm. Gece henüz bitmemişti. Sınır çoktan aşılmıştı. Geriye sadece daha ne kadar derine ineceğimiz kalmıştı.

Koridora adım attığımızda hâlâ bacaklarımın arasından sızan ıslaklık kalçalarımı yapıştırıyordu. Efe’nin parmakları bileğimde, sıkı, sahiplenici. Kalabalığa karıştık ama o bir an bile beni bırakmadı. Barın kenarına çekti, bana bir shot uzattı. Maskelerin altından bakışlarımız kenetlendi. İçtim, alkol boğazımı yaktı, ama asıl yanan başka yerimdi. Efe yaklaştı, dudakları kulağıma değdi.

“Hâlâ ıslaksın,” fısıldadı. “Benim sikimin tadı boğazında, amında… ve henüz boşalmadım bile. Bu gece bitmeyecek, Camila.”

Cevap veremedim. Sadece başımı salladım. Dans pistine tekrar girdik. Bu sefer daha açık, daha açgözlü. Elleri eteklerimin altından kaydı, parmakları amımı buldu, iki tanesini içime soktu. Ayakta, kalabalığın ortasında, herkes dans ederken o beni parmaklıyordu. “Sık,” diye emretti. Sıktım. “İyi kız. Üvey kardeşinin parmaklarını böyle em. Sabaha kadar seni bu hale getireceğim.”

Dayanamadım. Onu tuvaletlere değil, arka kapıya doğru sürükledim. Dışarıda soğuk hava yüzümüze çarptı. Efe’nin arabası köşedeydi. Kapıyı açtı, beni arka koltuğa itti. Maskeler hâlâ yüzümüzdeydi. Elbisesini sıyırdı, külotumu yırttı. “Bacaklarını aç,” dedi. Açtım. Başı amıma gömüldü. Dili yaladı, emdi, klitorisimi dişlerinin arasına aldı. “Siktir Efe… dilin… ah…” Ellerim saçlarına dolandı, kalçalarımı yüzüne bastırdım. O dilini içime soktu, amımı yaladı, parmaklarını da ekledi. İki, sonra üç. “Boşal dilime,” diye homurdandı. “Üvey kardeşine boşal.”

Geld im. Bacaklarım titredi, amım kasıldı, onun diline aktı. Efe kalktı, fermuarını indirdi, sikini çıkardı—hâlâ sert, hâlâ damarlı, ucundan sızıntı akıyordu. “Ağzına al. Temizle.” Dizlerimin üstüne çöktüm koltukta, sikini boğazıma kadar aldım. Tuzlu tadı, kendi amımın tadıyla karışık. Em dim, yaladım, taşaklarını avuçladım. Efe inledi, kalçalarını itti. “Yutacaksın her damlasını… ama önce içine.”

Beni ters çevirdi, dizlerimi koltuğa dayadı. Arkadan girdi. Tek hamlede, köküne kadar. “Ah fuck… Efe, doluyorum…” Pompalamaya başladı. Araba sallanıyordu, camlar buğulanmıştı. Her vuruşta amım şapırdıyordu, sikinin kalınlığı içimi yırtıyordu. “Daha sert,” diye yalvardım. “İçime boşal… hall pass’in var, kullan beni.”

“Kullanıyorum,” diye hırladı. “Üvey kız kardeşimin amını sikmek… Ingrid bilse… ama bilmeyecek. Bu gece seninim.” Bir eli boğazıma sarıldı, hafifçe sıktı, diğeri klitorisimi ovaladı. Hızlandı. Derin, vahşi. “Geliyorum… Camila, içine—”

Sikini sonuna kadar gömdü ve boşaldı. Sıcak, yoğun, nabız gibi atan damlalar rahmime çarptı. Hissettim her birini. Amım onu emdi, aldı, tuttu. Efe inleyerek üstüme yığıldı, nefes nefese. “Siktir… ne kadar sıktın. Hepsini aldın.”

Bir süre öyle kaldık. Sonra kalktı, sikini çekti—sperm amımdan sızdı, uyluklarıma aktı. “Eve,” dedi sadece. “Yatağımda bitireceğiz.”

Arabayı sürdü. Ben yan koltukta, bacaklarım açık, onun dölü hâlâ içimde sızarken. Eve vardığımızda kimse yoktu—annem Franklin’le tatildeydi. Efe beni omuzladı, merdivenleri çıktı, kendi odasına attı. Kapıyı kilitledi. Maskeleri çıkardık. İlk kez yüz yüze, çıplak bakışlarla. Efe’nin gözleri karanlıktı, aç.

“Soyun,” dedi. Soyundum. O da soyundu. Sik i hâlâ yarı sertti, ama ellediğimde hızla kalktı. Yatağa itti beni. Üstüme çıktı, bacaklarımı omuzlarına aldı. Girdi. Yavaş, derin. “Bak bana,” diye fısıldadı. “Maske yok. Hall pass var. Ama bu… bu başka. Seni her gece böyle sikmek istiyorum, Camila. Üvey kardeşim diye… yasak diye… daha çok istiyorum.”

Öptüm onu. Dilimiz dans etti. Kalçalarımı kaldırdım, onu daha derine aldım. “Sik beni,” dedim. “Sabaha kadar. İçime boşalt yine. Doldur beni.”

Efe hızlandı. Yatağın gıcırtısı, tenimizin şapırtısı, iniltilerimiz odada yankılandı. “Amın… ne kadar sıcak, ne kadar dar. Ingrid’in amı bile böyle sıkmıyor. Senin için ıslandım yıllardır. Geceleri seni hayal edip sikimi avuçladım. Şimdi gerçek. İçindeyim.”

Parmaklarım sırtına battı. “Daha… Efe, köpek stili… lütfen.” Çevirdi beni. Dizlerimin üstüne çöktüm, o arkadan girdi. Kalçalarımı kavradı, savurdu. Her vuruşta dölü önceki sızıntıyla karışıp dışarı taşıyordu. “Bak aynaya,” dedi—odasında büyük bir ayna vardı. Yüzümü gördüm, kızarmış, terli, ağzım açık. “Üvey kardeşin seni sikiyor. Söyle.”

“Üvey kardeşim Efe beni sikiyor,” diye inledim. “Siki içimde… boşalacak… ah siktir geliyorum—”

Orgazm patladı. Amım kasıldı, onu ezdi. Efe de boğuk bir sesle boşaldı, ikinci kez, daha bol, daha sıcak. İçime aktı, taştı, yatağa damladı. Üstüme yığıldı, ikimiz de titriyorduk. “Daha bitmedi,” diye fısıldadı. “Gece uzun. Biraz dinlen… sonra ağzına alacağım seni. Sonra amını yine. Belki götünü de… istersen.”

İstedim. Hepsini istedim. Bir saat sonra uyanır gibi kalktık. Efe yatağın kenarına oturdu, ben dizlerimin üstüne çöküp sikini ağzıma aldım. Yavaş yavaş, dilimi gezdirdim, damarlarını yaladım, taşaklarını emdim. “İyi emiyorsun, üvey kardeşim,” diye inledi. “Yıllardır bu ağız hayalimdi.” Sonra beni kucağına aldı, yavaşça oturttu. Sik i içime girdi. Yukarı aşağı zıpladım, memelerimi avuçladı, emdi, ısırdı. “Boşal üstüme… sikimin üstüne boşal.”

Boşaldım. Amım sıktı, sular aktı. Efe de kaldırdı beni, yatağa yüzüstü yatırdı. Götüme tükürdü, parmağını soktu. “İster misin?” diye sordu. “Evet,” dedim. “Al. Üvey kardeşinin götünü de sik.” Yavaşça girdi. Acı ve zevk karıştı. Doldurdu. Pompaladı. “Sıkıyorsun… ah Camila…” Bir eliyle amımı parmakladı, diğer elimle saçımı çekti. Götümü sikerken amımdan da boşalttı beni. Sonra çekildi, sikini amıma soktu, son bir kez daha sertçe vurdu ve üçüncü kez içime boşaldı. “Al… hepsini al. Benimsin bu gece.”

Sabaha karşı yorgun düştük. Yana yana yattık, onun dölü hâlâ bacaklarımdan sızıyordu, amım zonkluyordu, götüm sızlıyordu. Efe kolunu belime doladı, öptü boynumu. “Maskeler çıktı,” dedi. “Hall pass bitti… ama ben bitmedim. Sen?”

“Bitmedim,” diye fısıldadım. “Bir daha… bir daha istiyorum. Yasak olsa da.”

Pencerenin arkasından şafak söküyordu. Odanın içinde sperm kokusu, ter kokusu, sex kokusu. Efe’nin kalbi sırtıma vuruyordu. Ingrid’in yüzünü düşündüm bir an—ama silindi. Çünkü o an sadece Efe vardı, üvey kardeşim, sikini hâlâ yarı sert tutan, parmaklarını amıma sokan, “bir tur daha” diyen adam.

Kalktık. Duşa girdik birlikte. Sıcak su altında o beni duvara yasladı, yine girdi. Yavaş, derin, sevişir gibi. “Sabah oldu,” dedi. “Maske yok. İzin bitti. Ama hâlâ içindesin… ve ben çıkmak istemiyorum.”

Boşaldı yine, dördüncü kez, zayıf ama sıcak. Ben de titreyerek geldim. Su dölü yıkadı, ama izi kaldı. Çıktık, havlulara sarıldık. Yatağa döndük. Uyku bastırdı. Uyanmadan önce Efe kulağıma fısıldadı: “Bu gece hall pass’ti… yarın ne olacak bilmiyorum. Ama seni unutmayacağım. Bu amı, bu iniltileri… üvey kardeşim diye siktiğim seni.”

Gözlerimi kapadım. Onun dölü hâlâ içimde ağırdı. Parti bitmişti. Maskeler yoktu. Ama sınır… sınır çoktan yok olmuştu. Ve ben, yıllardır bastırdığım o arzuyla, gülümsedim. Çünkü biliyordum ki bir kez tatmıştık ve bir daha asla yetmeyecekti.

Sabah Ingrid aradığında Efe telefonu açmadı; onun yerine elini bacaklarımın arasına kaydırıp parmaklarını hâlâ şiş ve hassas amıma soktu, “bir daha” diye fısıldadı ve ben de bacaklarımı açarak kabul ettim—çünkü o gece bittiğinde bile üvey kardeşimin sikinin tadı boğazımda, dölü rahmimde kalmıştı ve bir daha asla silinemeyecekti.

Rate this story

Thanks for rating
Tagged taboo masked-sex grinding dirty-talk

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.