Yeniden Sevdiğimiz O İlk Rebound Öpücüğü
Divorced 28-year-old lawyer Ece and 26-year-old graphic designer Deniz share a hot, consensual lesbian rebound kiss that turns into intense mutual fingering and screaming 69 orgasms on the
Ece kapıyı açtığında salonun loş ışığı Deniz’in yüzüne vurdu. Yirmi sekiz yaşındaki boşanmış avukat, elindeki şarap kadehini biraz sıkı tuttu; avuçları nemliydi. Karşısındaki yirmi altı yaşındaki grafiker hâlâ o tanıdık, hafif dağınık saçlarıyla duruyordu—eski sevgilisinden yeni ayrılmış, gözleri yorgun ama canlı. İkisi de uzun zamandır aynı havayı soluyordu: bastırılmış bir çekim, dostluk perdesinin altından sızan bir sıcaklık.
“Gel içeri,” dedi Ece, sesi her zamankinden biraz daha alçak. “Şarap açtım. Senin favorin.”
Deniz gülümsedi, omzunu hafifçe Ece’ye sürterek geçti. “Beni evine davet etmen… cesaret işiymiş meğer.” Ceketini bıraktı, kanepeye oturdu. Etek ucu dizlerinin üstünde kaldı; Ece’nin bakışları orada bir an takıldı, sonra hızla kalktı. İkisi de fark etti.
“Cesaret değil,” diye karşılık verdi Ece, yanına otururken. Dizleri neredeyse değiyordu. “Sadece… senin de aklından aynı şeyler geçtiğini hissediyorum. Yıllardır. Arkadaşız diye yuttuk hepsini.”
Deniz kadehini aldı, yudumladı. “Eski sevgilim gitti. Senin evliliğin bitti. İkimiz de… boşluktayız.” Parmak uçları Ece’nin bileğine değdi, bilerek. “Bir kere denesek ne olur, diye düşünmüyor musun? Sadece bir kere. Rebound falan.”
Ece’nin nefesi kesildi. O dokunuş cildinde yandı. “Düşünüyorum,” dedi kısık sesle. “Her gece düşünüyorum aslında. Senin ellerini, o gülüşünü… göğsüme nasıl dokunacağını.” Parmaklarını Deniz’in elinin üstüne koydu, bastırdı. “Ama korkuyorum da. Dostluğumuzu mahvetmekten.”
“Mahvetmeyiz,” fısıldadı Deniz. Yüzü yaklaştı. “Bakışların zaten mahvetti beni. Az önce kapıda, boynuma baktın. Bildim.”
Flörtöz bir gerilim odayı doldurdu. Ece’nin eli Deniz’in kolunda gezindi, omzuna çıktı, oradan boynun yanına indi. Deniz titredi, gözlerini kapatmadı; Ece’ye baktı. “Böyle devam et,” dedi. “İstiyorum. Dokun bana.”
Ece boynunu avuçladı, başparmağı çene çizgisinde gezdirdi. “Sen de bana dokun. Lütfen.”
Deniz’in eli Ece’nin beline kaydı, bluzunun altından sıcak teni buldu. Yavaşça yukarı çıktı, kaburgaların üzerinden göğsünün kenarına ulaştı—henüz tam basmadan, sadece vaat ederek. “Lanet olsun Ece… ne kadar yumuşaksın.”
Konuşma yarıda kaldı. Bakışlar kilitlendi. Deniz dudaklarını ıslattı, sesi boğuklaştı: “Beni öpmek istediğini biliyorum. Saklama artık. Öp beni.”
Ece bir saniye bile beklemedi. Kanepede öne eğildi, dudaklarını Deniz’inkilere yapıştırdı. İlk temas yumuşak, sonra acil oldu—diller birbirine değdi, ıslak ve aç. Deniz inledi, Ece’nin saçına yapıştı, onu daha derine çekti. Öpücük uzadıkça uzadı; dişler dudakları sıyırdı, nefesler karıştı.
Ayrıldıklarında ikisi de soluyordu. Ece alnını Deniz’inkine yasladı. “Bu… ilk rebound öpücüğümüz,” dedi, sesi titreyerek. “Kabul ediyor musun? İkimiz de istiyoruz bunu.”
“Kabul,” diye fısıldadı Deniz. “Daha fazla istiyorum. Keşfet beni. Ellerinle.”
Ece’nin elleri bluzun düğmelerine gitti, bir bir açtı. Deniz’in sutyensiz göğüsleri ortaya çıktı—pembe uçlar sertleşmiş, soluk alıp verişle hafifçe hareket ediyordu. Ece avuçladı, sıkı tuttu, başparmaklarıyla uçları rubledi. Deniz başını geriye attı, boynu gerildi. “Ah… evet. Devam et. İstiyorum. Daha sert.”
“Söylemeye devam et,” dedi Ece, dudaklarını o boyna bastırırken. Dişlerini hafifçe geçirdi, sonra yaladı. “Rızanı duyayım. Seninle her şeyi yapmak istiyorum ama net olsun.”
Deniz’in eli Ece’nin bluzuna daldı, göğsünü buldu, meme ucunu sıkıştırdı. “Devam et. İstiyorum. Vücudumu keşfet, ben de seninkini. Bütün gece. Parmakların… her yerimde olsun.” Öpücüğü geri aldı, dilini Ece’nin ağzına soktu, aynı anda bacağını Ece’nin bacağına doladı. Etekleri kaydı, ten teni buldu.
Ece inledi, Deniz’i kanepenin arkasına doğru yatırdı. Üstüne eğildi, göğüslerini emdi—önce birini, sonra diğerini. Dili daireler çizdi, emdi, hafifçe ısırdı. Deniz’in kalçaları kalktı, Ece’nin beline sarıldı. “Lanet… Ece, dilin… ah siktir, devam. Boynumu da öp. Ellerin belimde kalsın.”
Eller dolaştı: Ece’nin parmakları Deniz’in belinden kalçasına indi, etek altına süzüldü, külotun kenarını çekiştirdi ama henüz girmedi. Deniz’in elleri Ece’nin sırtında tırnak izleri bıraktı, sonra öne geldi, pantolonunun düğmesini açtı, fermuarı indirdi. İçeri süzülen parmaklar Ece’nin ıslaklığını buldu—külotunun üstünden bastırdı, kıvrımları hissetti.
“Islaksın,” dedi Deniz, nefesi kesik. “Benim için. Bunu biliyordum. Daha fazla açıl. İstiyorum seni.”
Ece kalçalarını o ele doğru itti. “Sen de. Dokun bana orada. Devam et diyorum. Her şeyimi al.” Öpücükleri boyna, köprücük kemiğine, tekrar göğüslere indi. İkisi de birbirlerinin vücutlarını haritalıyordu—parmak uçlarıyla, dudaklarla, sıcak nefeslerle. Deniz Ece’yi ters çevirdi, üstüne çıktı, bacaklarını ayırarak oturdu. Göğüslerini Ece’nin yüzüne sürttü.
“Em onları,” dedi. “İstiyorum. Sonra ben de seninkileri emeceğim. Bu rebound… sadece öpücükle bitmeyecek, değil mi?”
Ece gülümsedi, dudaklarını o sert uçlara kapattı, emdi, dilini gezdirdi. “Bitmeyecek. Parmaklarımı içinde hissedeceksin. Senin çığlıklarını duyacağım. Ama şimdi… sadece keşfet. Yavaş yavaş.” Eli Deniz’in karnından aşağı indi, külotun içine girdi, ıslak yarıkta gezindi—henüz içeri sokmadan, klitorise bastırarak daireler çizdi.
Deniz inledi, yüksek sesle: “Ece… ah fuck, evet. Devam et. İstiyorum. Parmakların… orada kalsın. Ben de sana yapacağım.” Kendi elini Ece’nin pantolonunun içine soktu, aynı şekilde ıslaklığı buldu, iki parmağıyla kavradı, ovdu. “Bak, ikimiz de yanıyoruz. Yıllardır sakladığımız bu… sonunda.”
Öpüşmeleri daha vahşiye döndü. Diller savaştı, dişler dudakları şişirdi. Ece’nin serbest eli Deniz’in saçını çekti, boynunu açığa çıkardı, orayı emdi, mor iz bıraktı. Deniz inledi, kalçalarını Ece’nin eline sürttü, sürtünme arttı. “Daha… lütfen. İçeri girmek üzereyim neredeyse. Ama söyle bana tekrar. İstiyor musun?”
“İstiyorum,” dedi Ece net. “Senin parmaklarını, dilini, her şeyini. Devam et. Rızam tam. Senin de mi?”
“Tam,” diye boğuk cevap verdi Deniz. “Sadece bir kere denesek demiştik… ama bir kere yetmeyecek gibi. Ellerin göğsümde kalsın. Boynumu öp. Ben de senin bacaklarının arasını… henüz yalamıyorum ama yakında. Şimdi sadece hisset.”
Kanepede kıvrıldılar, bluzlar omuzlardan kaydı, etek ve pantolon yarı indirgendi. Eller sürekli hareket halindi—göğüsleri sıkma, meme uçlarını çekiştirme, boyunları yalama, kalçaları kavrama. Deniz Ece’nin kulağına fısıldadı: “İlk rebound öpücüğümüz böyle başladı. Şimdi vücutlarımız konuşuyor. Daha derine inmek istiyorum. Senin ıslaklığını parmaklarımda hissetmek…”
Ece bacağını açtı, Deniz’in elini daha sert bastırdı. “Bastır. Orada. Ah… evet, böyle. Ben de senin klitorisine… bak, şişmiş. Ovuyorum. Devam diyoruz ikimiz de.” Parmakları daha hızlı daireler çizdi, Deniz’in kalçaları sarsıldı. “Çığlık atmak üzeresin. Duyuyorum nefesini.”
Deniz başını Ece’nin omzuna gömdü, ısırdı. “Sen de. Parmakların… siktir ne güzel. Bu gerilim… kanepeyi yakacağız. Daha fazla soyun. Bütün tenimi iste.”
Bluzlar tamamen çıktı. Etek ve pantolon ayak bileklerine indi. Külotlar hâlâ yerinde ama kaymış, ıslak kumaşlar teni yapışıyordu. Ece Deniz’i sırtüstü yatırdı, bacaklarını ayırdı, arasına diz çöktü. Elleri uyluklarda gezindi, yukarı çıktı, göğüsleri tekrar avuçladı. Eğildi, öpücükleri göbek deliğine, sonra daha aşağıya indirdi—külotun kenarına. “Kokunu alıyorum. İstiyorum seni yalamayı. Ama önce… parmakla açılmana izin ver. Söyle.”
“Açıl,” dedi Deniz, gözleri yarı kapalı. “Devam et. Parmaklarını sok, istiyorum. Ben de sana yapacağım. 69’a gideceğiz az sonra, biliyorum. Çığlıklarımız… duvarları deler. Ama şimdi bu öpücükten gelen her şeyi al.”
Ece’nin bir parmağı külotun yanından süzüldü, ıslak girişte gezindi, yavaşça bastırdı—henüz tam girmeden, sadece gerginliği artırarak. Deniz’in eli Ece’nin külotuna geri döndü, aynı hareketi tekrarladı. İkisi de inledi, bakıştı.
“Bu… sadece başlangıç,” diye fısıldadı Ece. Dudakları yine Deniz’inkilere yapıştı, dil derine girdi. Eller hızlandı, ovuşlar daha baskılı oldu. “İstiyorum. Devam. Seninle her yeri keşfedeceğim. Göğüslerini, boynunu, o ıslak deliğini…”
Deniz kalçalarını kaldırdı, Ece’nin parmağına doğru itti. “Gir neredeyse… ah evet. Benim rebound’um sensin. Öpücüğümüz yetersiz kaldı. Daha fazla ten, daha fazla parmak. Söyle bana yine—istiyor musun her şeyi?”
“İstiyorum,” dedi Ece, sesi çatlıyordu. “Senin çığlığını, senin tadını. Ellerim sende kalacak. Devam ediyoruz. Kanepede, yerde, her yerde. Bu gece bitmeyecek.”
Öpüşme yeniden alevlendi. Parmaklar külotların içinde dans etti, klitorisleri ovdu, girişleri okşadı—henüz tam penetre etmeden, vaat dolu. Göğüsler birbirine sürtündü, sert uçlar değdi. Boyunlar ısırıldı, mor izler çoğaldı. Deniz Ece’yi altına aldı, bacaklarını beline doladı, sürtündü. “Hissediyor musun ne kadar ıslak olduğumu? Senin için. Yılların bastırması… şimdi patlıyor.”
Ece’nin eli daha derine gitti, bir parmak ucu içeri süzüldü—sadece bir boğum. Deniz bağırdı: “Ece! Devam… istiyorum, sok daha. Ben de…” Kendi parmağını Ece’ye aynı şekilde soktu, ikisi de ritme girdi, yavaş, derin, karşılıklı.
Nefesler hızlandı. Salonun sıcaklığı arttı. Eller, dudaklar, inlemeler—hiçbir şey bitmiyordu. Gerilim tırmanıyordu; her dokunuş bir sonrakini çağırıyordu. Ece Deniz’in kulağına yapıştı: “Parmaklarım içinde… yakında iki tane. Sonra dilim. 69’da boğulacağız birbirimizin tadında. Ama şimdi… sadece hisset. İstiyoruz, devam ediyoruz.”
Deniz titredi, başka bir öpücük çaldı, dilini emdi. “Evet. Rebound’umuz bu. Daha yeni başladık. Vücudum senin, seninki benim. Keşfe devam… çığlıklar gelmeden önce bu gerilimi uzat.”
Elleri birbirinin ıslaklığında kayarken, göğüsler avuçlanırken, boyunlar emilirken oda sadece ıslak sesler ve fısıltılarla doldu. İkisi de biliyordu: bu ilk öpücük bir ateşi yakmıştı ve ateş henüz yeni büyüyordu.
Ece’nin parmağı Deniz’in ıslak girişinde bir boğum daha derine battığında ikisi de aynı anda inledi. Salonun loşluğu tenlerinin terini parlatıyordu. Ece dizlerini kanepenin kenarına yaslayıp Deniz’i tamamen sırtüstü yatırdı, bacaklarını iki yana açtı ve üstüne çıktı. Göğüsleri birbirine bastı, sert uçlar değdi, kaydı. Öpüşmeleri yeniden vahşileşti; diller boğaza kadar girdi, dişler alt dudağı emdi.
“Bak bana,” dedi Ece nefes nefese. Eli Deniz’in külotunu yana çekti, iki parmağını birden ıslak amına sürdü, klitoristen girişe kadar okşadı. “Hâlâ istiyor musun? Söyle net.”
“İstiyorum,” diye homurdandı Deniz, kalçalarını Ece’nin eline doğru iterek. “Sok. Daha sert. Ben de seninkine gireceğim.” Kendi elini Ece’nin ıslak kumaşının altına soktu, iki parmağı birden Ece’nin amına daldırdı. Sıcak, kaygan duvarlar parmaklarını yuttu. Ece belini kıvırdı, inledi, alınlarını birbirine yasladı.
Parmakları aynı ritme girdi. Ece parmaklarını büktü, Deniz’in o şişmiş noktasına bastırdı; Deniz de aynı hareketi Ece’de tekrarladı. Islak şapırtılar odayı doldurdu. Öpüşürken birbirlerinin amlarını ovuyor, parmak uçlarıyla klitorisleri eziyor, girip çıkıyorlardı. Deniz’in serbest eli Ece’nin kalçasına yapıştı, tırnaklarını batırdı. “Lanet olsun… ne kadar sıcaksın içeriden. Daha hızlı.”
Ece gülümsedi, boğuk: “Sen de. Bak nasıl sıkıyorsun parmaklarımı.” Parmaklarını üç boğum içeri soktu, başparmağıyla klitorisi ovdu. Deniz’in bacakları titredi, başı arkaya düştü. “Ece—ah fuck—devam, böyle, tam orası.”
Birkaç dakika boyunca sadece ıslak sesler, inlemeler ve öpüşme vardı. Sonra Ece birden çekildi, nefes nefese. “Dön. 69. Şimdi dilimi istiyorum sende. Sen de benimkini al.”
Deniz itaat etmedi; kendisi Ece’yi çevirdi. “Ben üstte kalacağım biraz. Ama dilin içimde olacak.” Hızla pozisyon değiştirdiler. Deniz Ece’nin yüzünün üstüne amını indirdi, aynı anda eğilip Ece’nin bacaklarını açtı. Ece’nin dili hemen dışarı fırladı; Deniz’in ıslak yarığını yaladı, klitorise yapıştı, emdi. Deniz inledi, kalçalarını Ece’nin ağzına bastırdı ve kendi dilini Ece’nin amına gömdü.
İkisi de açtı, dominanttı. Ece bir eliyle Deniz’in kalçasını kavradı, diğer elinin iki parmağını amına soktu, dilini klitoriste çevirirken parmaklarını ritmik sokup çıkardı. “Em… em o amcığımı,” diye mırıldandı Deniz, sesi Ece’nin ıslak etine boğulmuş. Sonra dilini derinlere itti, Ece’nin girişini yaladı, emdi, burun kemiği klitorise sürttü. Elleri Ece’nin kalçalarını iki yandan sıktı, tırnaklar iz bıraktı, dilini daha da derine bastırdı.
Ece inledi, sesi Deniz’in amına titreşti. Parmaklarını büktü, o süngersi noktayı buldu, aynı anda klitorisi dudaklarının arasına alıp emdi, dil ucuyla hızlı hızlı vurdu. Deniz’in kalçaları sarsıldı. “Siktir Ece—ah evet, em, daha sert, parmakların… iki tane daha sok!”
Ece üç parmağa çıktı, ıslak şapırtı yükseldi. Deniz de aynı acımasızlığı gösterdi; dilini Ece’nin amına mümkün olduğunca derin soktu, çenesini hareket ettirdi, bir eliyle Ece’nin klitorisini ovdu, diğer eliyle kalçayı açtı. İkisi de birbirini domine ediyordu—kalça itişleri, saç çekişleri, boğuk küfürler. “Yala beni… dilini içime sok, boşalacağım senin dilinde,” diye bağırdı Ece, sesi boğuk.
Deniz başını kaldırmadı, daha da bastırdı. “Sen de benimkini yut. Çığlığını istiyorum amımda.” Ece’nin dili ve parmakları hızlandı; Deniz’in bacakları Ece’nin kafasını sıktı. Ter aktı, tenler yapıştı, ıslak sesler duvarlara çarptı. Ece bir an Deniz’in klitorisini dişlerinin arasına alıp hafifçe sıktı, sonra emdi, parmaklarını sertçe pompaladı. Deniz bağırdı:
“Eceee—boşalıyorum—ah fuck fuck—dilin… parmakların—”
Kasları kilitlendi. Deniz’in amı Ece’nin parmaklarını ve dilini sıktı, sıcak dalgalar halinde boşaldı, çığlığı boğuk boğuk salona yayıldı. Aynı saniyede Deniz dilini ve parmaklarını Ece’ye karşı daha acımasız kullandı; Ece’nin kalçalarını yere çiviledi gibi bastırdı, klitorisi emdi, dilini derinlere itti. Ece de patladı. Bacakları titredi, amı kasılarak Deniz’in dilini yuttu, yüksek sesle çığlık attı:
“Deniz—ah siktir—geliyorum—senin dilinde—evet evet—”
İkisi birden sarsıldı, birbirlerinin tadında boğuldu, çığlıkları birbirine karıştı. Orgazm dalgaları peş peşe geldi; Ece parmaklarını hâlâ yavaşça hareket ettirirken Deniz dilini çekmeden yaladı, son damlaları da aldı. Uzun saniyeler boyunca sadece titreme, inleme ve ıslak nefes sesleri kaldı.
Sonunda güçleri tükendi. Deniz yana kaydı, Ece’nin yanına yığıldı. Ter içinde, göğüsler inip kalkarak birbirlerine sarıldılar. Ece’nin eli Deniz’in dağınık saçlarına gitti, nazikçe okşadı, alnına bir öpücük kondurdu. Sesleri hâlâ boğuktu.
“Bu rebound öpücüğü,” dedi Ece, gülümseyerek nefeslenirken, “sandığımızdan daha iyiydi.”
Deniz kıkırdadı, Ece’nin boynuna yüzünü gömdü, terli teni yaladı. “Bir kere demiştik… yalanmış. Bak hâlâ titreşiyorum senin parmaklarından.” Elini Ece’nin beline doladı, kalçasına sıktı. “Sabah kahvesi içene kadar bitmeyecek bu. Mutfağa gidelim mi? Sonra… tekrar.”
Ece güldü, dudaklarını Deniz’inkilere yapıştırdı—yavaş, tatlı, hâlâ ıslak. “Gidelim. Ama kahveden sonra seni tezgâha yatırırım. Anlaştık mı?”
“Anlaştık,” diye fısıldadı Deniz. Öpüşmeye devam ettiler, tembel tembel, eller hâlâ birbirinin teninde gezinirken. Yavaşça kalktılar, yere düşen bluzları, etekleri umursamadan, çıplak ayakla mutfağa doğru yürüdüler. Ece ışığı yakmak için anahtara uzandı, Deniz arkasından sarıldı, göğüslerini sırtına bastırdı, kulağına fısıldadı: “Hâlâ ıslağım senin için…”
Ece gülümsedi, kahve makinesinin düğmesine bastı. Makine cızırdadı, su ısınmaya başladı. İkisi de gülerek öpüşmeye devam etti—ta ki salondaki telefon bir anda sert, ısrarlı bir şekilde çalana kadar. Ece’nin eski kocasının özel zil sesiydi. Aynı saniyede kapı zili de uzun uzun bastı; koridordan boğuk bir erkek sesi yükseldi:
“Ece? Aç kapıyı. Biliyorum evdesin. Konuşmamız lazım—şimdi.”
Deniz’in kolları Ece’nin belinde dondu. Kahve makinesi tıslayarak suyu kaynatmaya devam ederken, kapı zili ikinci kez, daha uzun çaldı.
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories