Söylesene, sonunda yalnız kaldığımızda ne yapacağız?
Ece ile Kerem, düğününden bir gün önce eski yazlık evde yılların bastırdığı tutkuyu sonunda doyasıya yaşayarak vahşi bir gece geçiriyorlar.
Ece, otuz iki yaşındaki başarılı mimar, eski yazlık evin loş salonunda ayakta dururken kalbinin gümbürtüsünü kulaklarında duyuyordu. Düğününden sadece bir gün önce buraya gelmek aptallıktı belki ama Kerem’le son bir kez konuşmak, o eski defteri kapatmak istemişti. Otuz dört yaşındaki fotoğrafçı Kerem, on iki yıldır yurt dışında yaşasa da dostlukları hiç eksilmemişti. Yıllardır bastırdıkları o karşılıklı çekim, o “ya o gece olmasaydı” pişmanlığı şimdi aralarında kalın bir sis gibi asılı duruyordu. Kerem pencerenin önünde, denize bakan eski koltuğa yaslanmıştı. Gözleri Ece’nin üzerinde dolaşıyordu; o tanıdık, o tehlikeli bakış.
“Söylesene,” dedi Kerem alçak, titrek bir sesle, “sonunda yalnız kaldığımızda ne yapacağız?”
Ece’nin nefesi kesildi. Soru havada asılı kaldı, ikisini de yılların ağırlığı altında ezdi. Salonun eski parkeleri gıcırdıyordu. Dışarıda martılar bağırıyordu ama içeride sadece ikisinin solukları duyuluyordu. Ece yavaşça ona döndü. Göz göze geldiler. Ne şarap vardı ne de bahane. Tamamen ayık, tamamen bilinçliydiler. Kerem bir adım attı. Ece’nin içinden bir ses bağırıyordu: Yarın evleniyorum. Yarın başka birinin karısı olacağım. Ama Tanrım, onu hep istedim.
“Kerem… ben korkuyorum,” diye fısıldadı Ece. Sesi titriyordu. “Yıllardır seni her gördüğümde içimde bir şey kopuyor. O gece… o ilk öpüştüğümüz geceyi hiç unutmadım. Eğer o zaman cesaret etseydik her şey farklı olurdu. Sen gittin, ben kaldım. Şimdi ise… buradayız. Ve ben hâlâ seni istiyorum. Seni hep istedim.”
Kerem’in gözleri doldu. Yüzü yaklaştı. Elleri Ece’nin kollarını nazikçe sardı. “Ben de, Ece. Her karede, her fotoğrafta seni aradım. Yatağımda her gece seni düşündüm. Seninle konuşurken, seninle susarken… Hep seni sevdim. Korktum. Arkadaşlığımızı kaybetmekten korktum. Ama şimdi kaybedecek bir şey kalmadı sanki. Ya da her şeyi kaybedeceğiz. Bilmiyorum. Tek bildiğim, seni öpmek istiyorum. Şimdi. Burada.”
Ece’nin dudakları aralandı. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki göğüs kafesi acıyordu. “Eğer şimdi öpersen duramam,” dedi titreyen sesiyle. “Gerçekten duramam Kerem. Beni öpersen… her şey biter.”
Kerem bir an durdu. Sonra yavaşça, sanki zamanı uzatmak ister gibi eğildi. Dudakları Ece’nin dudaklarına değdiğinde dünya sustu. İlk dokunuş yumuşaktı, neredeyse saygılı. Ama sonra Ece’nin bir iniltisiyle ikisi de teslim oldu. Yılların özlemi, bastırılmış arzu sel gibi boşaldı. Kerem’in dili Ece’nin ağzına girdi, derin, ıslak, aç bir öpücükle. Elleri Ece’nin beline indi, sırtını okşadı, saçlarını kavradı. Ece de ona sarıldı, tırnaklarını Kerem’in omuzlarına geçirdi. Kıyafetler tek tek yere düştü. Ece’nin ince bluzu önce çıktı, sonra sutyeni. Kerem’in gömleği yırtarcasına açıldı. Pantolonlar, iç çamaşırları… Hepsi halının üzerine yığıldı.
Ece’nin vücudu titriyordu. Göğüsleri ağır ve dolgun, uçları sertleşmişti. Kerem’in bakışları onları yiyordu. Elleriyle sardı, başparmaklarıyla uçlarını sıktı. Ece inledi. “Ahh… Kerem…” Kerem’in yarağı karnına değiyordu; sıcak, kalın, damarlı. Ece elini uzattı, parmaklarını etrafına doladı. Kerem homurdandı. İkisi de mutfağa doğru yürüdüler, öpüşerek, dokunarak, birbirlerini keşfederek.
Mutfak tezgahına yaslandı Ece. Soğuk mermer sırtına değince ürperdi ama Kerem hemen önünde diz çöktü. Elleri Ece’nin kalçalarını kavradı, bacaklarını araladı. Gözleri Ece’ninkilerle buluştu. “Seni tatmak istiyorum,” dedi boğuk bir sesle. “Yıllardır rüyalarımda tadını alıyorum.” Sonra yüzünü Ece’nin ıslak amına gömdü. Dili uzun, yavaş bir yalayışla klitorisini buldu. Ece’nin bacakları titredi. Saçlarını Kerem’in başından sıkıca kavradı, parmaklarını koyu kumral saçlara doladı ve çekti.
“Kerem… ohh… evet… öyle yap… lütfen…” İnlemeleri mutfakta yankılanıyordu. Kerem’in dili daireler çiziyor, emiyor, sokuluyor, sonra geri çekilip klitorisini emiyordu. Ece’nin suları Kerem’in çenesinden akıyordu. Kerem iki parmağını içine kaydırdı, yavaşça ileri geri hareket ettirdi. Ece’nin kalçaları tezgaha çarpıyordu. İçinden geçen düşünceler darmadağınıktı: Bu yanlış. Ama hiç bu kadar doğru gelmemişti. Onu seviyorum. Tanrım, onu gerçekten seviyorum.
Kerem doğruldu. Yarağı zonkluyordu. Ece’yi belinden kavradı, tezgaha oturttu. Ece bacaklarını açtı, Kerem’in omuzlarına koydu. Kerem ucunu amının ıslak dudaklarında gezdirdi, sonra yavaşça, santim santim içine girdi. İkisi de aynı anda inledi. “Sıcak… çok sıcaksın,” diye fısıldadı Kerem. Derinlere indi, kalçaları Ece’ninkine yapışana kadar. Sonra ritim başladı. Yavaş, derin, anlamlı. Her vuruşta göz göze geliyorlardı. Ece sırtını duvara yasladı, bacaklarını Kerem’in beline doladı, topuklarını kalçalarına bastırdı. “Daha derin… lütfen… içimde hissetmek istiyorum seni.”
Ritim hızlandı. Kerem sertçe sokup çıkarıyordu. Ece’nin göğüsleri zıplıyordu. Sesleri ıslak, etli, şehvet doluydu. Sonra Kerem onu kucağına aldı, kanepeye taşıdı. Orada Ece üstteydi. Kerem sırtüstü uzandı, Ece onun yarağının üzerine oturdu. Kalçalarını indirip kaldırırken gözleri Kerem’inkilerden ayrılmıyordu. Elleri Kerem’in göğsündeydi, tırnakları iz bırakıyordu. Sertçe, vahşice hareket ediyordu. Kerem’in elleri Ece’nin kalçalarını sıkıyor, yön veriyordu.
“Seviyorum seni,” diye fısıldadı Ece, sesi kırık.
“Ben de seni seviyorum… Ece… seni seviyorum,” diye cevap verdi Kerem, her kelimeyi bir vuruşa denk getirerek.
İkisi de tekrarladı. “Seni seviyorum… seni seviyorum…” Her boşalmaya yaklaşırken kelimeler daha hızlı, daha çaresiz çıktı. Ece’nin amı Kerem’in yarağını sıkıyordu. Kerem aşağıdan sertçe vuruyordu. Ece’nin bedeni gerildi, titredi, sonra şiddetle boşaldı. Kasılmaları Kerem’i de tetikledi. Kerem derinlere boşalırken Ece’nin adını haykırdı. İkisi de “Seni seviyorum”u son kez, neredeyse aynı anda fısıldadılar. Sıcaklık, ıslaklık, titreme… her şey birbirine karıştı.
Nefes nefese, ter içinde kaldılar. Ece Kerem’in göğsüne yığıldı. Kalpleri aynı ritimde çarpıyordu. Kerem’in parmakları Ece’nin sırtında geziniyordu. Hiç konuşmadılar bir süre. Ama dışarıda gün batıyordu ve yarın düğün vardı. Ece’nin telefonu masada titremeye başladı. Ekranı aydınlandı. Arayan, yarınki kocasıydı. Kerem de gördü. Gözleri buluştu. İkisinde de aynı soru vardı: Şimdi ne olacaktı?
Ece’nin parmakları Kerem’in yanağında dolaştı. Dudakları aralandı ama kelimeler çıkmadı. Kerem’in kolları onu daha sıkı sardı. Gece daha bitmemişti. Bu sadece başlangıçtı. Yarın ne yapacaklarını ikisi de bilmiyordu ama şu an, bu eski yazlık evde, birbirlerinin kollarında, yılların suskunluğu nihayet kırılmıştı. Ve o sessizlik, ikisini de yarına taşıyacak kadar ağırdı.
Ece telefonun ekranına son bir kez baktı, parmağı tuşa bastı ve aramayı sonsuza dek susturdu. Kerem’in göğsü hâlâ inip kalkıyordu, yarağı ise karnına yaslanmış halde yeniden kanlanmaya başlamıştı. Ece doğruldu, dizlerinin üzerine çöktü ve avucunu o kalın etin etrafına sardı. “Yeterince içimde kalmadı,” diye fısıldadı, sesi kendi kulaklarına bile yabancı geliyordu. “Beni yine sik. Bu sefer durma, ne kadar pisleşirse o kadar iyi.”
Kerem’in gözleri karardı. Otuz dört yaşındaki adam, on iki yıldır bastırdığı her şeyi serbest bıraktı. Ece’yi koltuktan çekip halının üzerine yüzüstü yatırdı. Kalçalarını iki eliyle ayırdı, parmaklarını ıslak amına daldırıp karıştırdı. “Bak şuna, daha yeni boşaldın ama yine sırılsıklam olmuşsun. Evleneceğin adam seni hiç böyle ıslatamadı değil mi?” Ece kalçalarını geriye doğru itti, “Hayır, sadece sen yapabiliyorsun. Sok artık, içimi yırt.”
Kerem dizlerinin üzerine çöktü, yarağının başını am dudaklarında gezdirdi ve tek hamlede köküne kadar gömdü. Ece’nin boğazından vahşi bir inilti koptu. Kerem hiç durmadı; kalçalarını tutup vahşice vurmaya başladı. Her darbe etli bir şaplak sesi çıkarıyor, Ece’nin dolgun göğüsleri halıya sürtünüyordu. “Sık amımı… daha sert… seni istiyorum Kerem, hep seni istedim,” diye haykırıyordu Ece. İçinden geçenler darmadağınıktı: Yarınki gelinlik, davetliler, yemin… hepsi bu ritmin altında eziliyordu. Sadece bu yarak, bu adam, bu eski evdeki kokusu önemliydi artık.
Kerem saçlarını yumruğuna doladı, başını geriye çekti. “Söyle bana, o herif seni böyle becerebiliyor mu? Söyle!” Ece’nin sesi titredi, “Hayır… sadece sen… senin yarağın içimi dolduruyor.” Kerem ritmi bozmadan çıkardı, Ece’yi çevirdi ve sırtüstü yatırdı. Bacaklarını omuzlarına aldı, ağırlığını vererek yeniden daldı. Bu açıdan daha derindi; her seferinde rahmini dövüyordu. Ece’nin gözleri kaydı, ikinci orgazmı sertçe vurdu. Amı Kerem’in yarağını ritmik ritmik sıktı, suları bacaklarından aşağı aktı.
Ama Kerem durmadı. Ece’yi kucağına aldı, pencerenin önüne götürdü. Cam soğuktu, Ece göğüslerini cama dayadı, dışarıdaki kararan denize bakarken Kerem arkadan tekrar girdi. Bu sefer bir eli Ece’nin boğazındaydı, hafifçe sıkıyordu. “Bana ait olduğunu hisset,” diye homurdandı. “Yarın o adamla evlenirken amının içinde hâlâ benim spermlerimi taşıyacaksın.” Ece’nin cevabı sadece iniltiydi. Kalçalarını geriye çarpıyor, onu daha derinine almak için yalvarıyordu.
Uzun uzun siktiler. Kerem çıkardı, Ece’yi diz çöktürdü. “Şimdi ağzını kullan.” Ece hevesle yarağı ağzına aldı. Boğazına kadar indiriyor, salyaları çenesinden akıtıyordu. Gözleri yaşarmıştı ama bırakmıyordu. Kerem saçlarını tutup yüzünü sikti, taşakları Ece’nin çenesine çarpıyordu. “Güzel emiyorsun… tam bir oralcı kaltak oldun çıktın.” Ece bu sözleri duyunca amı yeniden zonkladı. Parmaklarını kendi klitorisine götürdü, kendini okşarken Kerem’in yarağını emmeye devam etti.
Kerem onu kaldırıp mutfak tezgahına oturttu. Bacaklarını iyice açtı, dilini hem amına hem göt deliğine sürttü. Ece ürperdi. “Oradan da istiyorsun değil mi?” diye sordu Kerem, sesi tamamen karanlık çıkıyordu. Ece başını evet anlamında salladı. “O zaman dön.” Ece tezgaha eğildi, göğüsleri soğuk mermere yapıştı. Kerem bolca tükürük sürdü, yarağının başını daracık göt deliğine dayadı. Yavaşça ama kararlı bir şekilde içeri girdi. Ece’nin nefesi kesildi, acı ve zevk birbirine karıştı. “Devam et… götümü de sik… hepsini alıyorum.”
Kerem tamamen köklediğinde ikisi de aynı anda inledi. Ritmi yavaş başlattı, sonra hızlandı. Ece’nin götü onun yarağını sıkıca sarıyordu. Kerem bir eliyle Ece’nin saçını çekiyor, diğer eliyle kalçasını tokatlıyordu. “Sıkı götün var… yıllardır bunu hayal ediyordum. Şimdi içindeyim, seni götünden beceriyorum.” Ece’nin sesi çıkmıyordu, sadece boğuk haykırışlar ve ıslak sesler kalıyordu. Üçüncü orgazmı amından geldi, kasılmaları Kerem’in yarağını götünde daha da sıkıştırdı.
Kerem temposunu artırdı, artık tamamen vahşiydi. Götünün içine sert sert girip çıkıyor, terleri Ece’nin sırtına damlıyordu. “Boşalacağım… götünün içine dolduracağım.” Ece son bir kez, “Doldur… her yerimi senin yap,” diyebildi. Kerem homurdanarak son vuruşlarını yaptı ve derinlere boşaldı. Sıcak spermleri Ece’nin götünün içinde fışkırırken Ece titriyordu.
Kerem yarağını çıkardı, Ece’yi sertçe dizlerinin üzerine indirdi. Yüzü spermlerle ve salyayla ıslanmıştı. Kerem yarağını Ece’nin dudaklarına sürttü. “Temizle şunu. Yala hepsini, götünden siktiğim orospu. Yarın o beyaz gelinlikle yürürken amın ve götün hâlâ benim kirli spermlerimle dolu olsun.”
Rate this story
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Popular Collections
Browse Categories