Fırtınalı Kulede Yabancı Siyahıyla Çırılçıplak Yakalandım

24 yaşındaki Türk turist Selena, fırtınalı İskoçya kulesinde dev siyah Amerikalı Franklin’le asansörde sıkışınca ıslak amını

10 min read September 24, 2026New

Fırtına İskoçya’nın o ıssız tepesini adeta yutmuştu. Selena, 24 yaşındaki Türk turist, taksiden inerken rüzgâr saçlarını yüzüne çarptı, ince yaz elbisesi bacaklarına yapıştı. Eski kule otel, gri taşlarıyla karanlıkta yükseliyordu; gök gürültüsü duvarları sarsıyordu. Resepsiyona sürüklendi, ıslak ayak izleri mermere yapıştı. Saçları omuzlarına damlıyor, memelerinin ucu kumaşa sürtünüyordu.

Tezgâhın arkasında 32 yaşındaki dev yapılı siyah Amerikalı iş adamı Franklin duruyordu. Omuzları kapı pervazını dolduracak kadar geniş, koyu teni lobideki loş ışıkta parlaktı. Kalın boyun, geniş göğüs, dar bel… Selena bakışlarını kaçırmaya çalıştı ama beceremedi. Franklin’in koyu kahverengi gözleri ona kaydı, dudak kenarında hafif bir gülümseme belirdi.

“Kötü bir gece,” dedi Franklin, sesi kalın ve yavaş, Amerikan aksanı odada yankılandı. “Odana bakayım. Selena, değil mi? Az önce kaydını gördüm.”

Selena yutkundu. “Evet… Fırtına yüzünden buraya sığındım. Teşekkürler.” Elbisesi kalçalarına yapışmıştı; soğuk onu titretiyordu ama asıl titreyişi başka bir şeydi. Franklin’in bakışları göğüslerine, sonra bacak arasına indi; utanmadan, ağır ağır. Selena da onun kasık hattına baktı. Pantolonun kumaşı şişmişti bile. Lanet olsun, diye düşündü, bu adamın aleti… daha şimdiden.

Asansöre birlikte girdiler. Dar kabin, metal duvarlar, sarımsı ışık. Franklin kapıyı kapattı, Selena’nın yanı sıra durdu. Omuzları neredeyse birbirine değiyordu. Kule sarsıldı, ışıklar bir an kırpıştı. Asansör takırdayıp durdu. Katlar arasında sıkışmışlardı.

“Siktir,” diye mırıldandı Franklin. “Elektrik yine gitti herhalde.”

Selena duvara yaslandı. Göğsü inip kalkıyordu. Franklin ona döndü; mesafe bir karış kalmıştı. “Korkma,” dedi, ama sesinde avuntu yoktu, saf arzu vardı. “Ben buradayım.”

Bakışları kilitlendi. Selena’nın dili dudağını yaladı. “Korkmuyorum… Sadece… çok yakındasın.”

Franklin gülümsedi, beyaz dişleri koyu teninde parladı. “İstiyorsan uzaklaşırım. Ama ikimiz de istemiyoruz, değil mi?” Eli yavaşça kalktı, Selena’nın ıslak omzuna değdi. Parmakları soğuk tenini okşadı, sonra köprücük kemiğine indi. “Elbisen ıslanmış. Memelerin… ucu dikilmiş. Görüyorum.”

Selena’nın amı sızladı. “Sen de… pantolonun öyle şişmiş ki. Saklamıyorsun.”

Franklin bir adım daha yaklaştı. Göğsü Selena’nın göğsüne hafifçe bastı. “Saklamak istemiyorum. Adın Selena. Ben Franklin. Ve şu an aletim senin o dar Türk amını düşünüyor. Açık konuşuyorum.”

Selena’nın nefesi kesildi. “Açık konuş… Ben de istiyorum. Bakışların beni yakıyor. Asansörde bile sikilmek istiyorum seninle.”

Franklin’in eli beline kaydı, kalçayı sıktı. “Sikilmek… Ağzından çıkan kelime kulağımı titretti. Amın ıslak mı şimdi? Fırtınadan mı, yoksa benden mi?”

Selena bacaklarını araladı, bilinçli. “Senden. İçim yanıyor. Parmaklarını koy… yoksa delireceğim.”

Franklin’in kalın, siyah parmakları elbisenin eteğini kaldırdı. Külotsuz değildi ama ince dantel çoktan ıslanmıştı. Orta parmak kumaşı ezdi, am yarığını buldu. “Siktir, sel gibi. Kıvırcık tüylerin de ıslak. Sıcak…” Parmak danteli kenara çekti, çıplak dudaklara değdi. Selena inledi, belini itti.

“Daha derin,” diye fısıldadı. “İçeri sok.”

Franklin iki parmağını yavaşça amına itti. Dar duvarlar onu sıktı; Selena’nın tırnakları siyah adamın ceketine battı. “Dar… ve kaygan. Beni yutacak gibi. Yarrağım buraya girince… ağlayacaksın.”

Selena’nın eli aşağı indi, Franklin’in pantolonundaki şişkinliği avuçladı. Kocaman, sert, kalın… “Bu ne lan… Dev gibi. Avucuma sığmıyor bile.” Fermuarı indirdi, iç çamaşırını çekti. Siyah yarrak fırladı; koyu ten, damarlı, başı parlak ve kalın. Selena parmaklarını sardı, sıvazladı. “Siktir, ne kadar büyük. Boğazıma kadar girecek bu.”

Franklin inledi, parmaklarını Selena’nın amında kıvırdı. “Evet… Öyle sik. Daha sıkı tut. Başını ov. O küçük beyaz elin siyah yarracığımda… bak nasıl zonkluyor.”

Asansör yine sarsıldı, ışıklar söndü. Tam karanlık. Sadece nefesler, ıslak sesler, gök gürültüsü. Franklin parmaklarını çıkardı, am suyunu Selena’nın dudağına sürdü. “Yala. Kendi tadını yala.”

Selena dilini uzattı, tuzlu-tatlı sıvıyı yaladı. “Mmm… Daha istiyorum. Senin aletini ağzıma alacağım, ama önce… odana gidelim. Burada sıkışıp kalmayalım.”

Franklin yarrığını toparladı, pantolonunu kapattı ama şişkinlik hâlâ belliydi. Acil çıkış butonuna bastı, kapı zorla aralandı. Koridor karanlıktı; acil çıkış ışıkları kızılımsı bir ışıltı veriyordu. Franklin Selena’nın belini kavradı, odasına doğru yürüttü. Kapıyı açtı, içeri itti. Oda genişti; taş duvarlar, büyük yatak, yağmur camlara vuruyordu.

Kapı kapanır kapanmaz Franklin Selena’yı duvara yasladı, dudaklarını ezdi. Dilini ağzına soktu, kalın eli memesini sıktı. “Elbiseyi çıkar. Islak ıslak. Hemen.”

Selena titreyen parmaklarla fermuarı indirdi, kumaşı omuzlarından kaydırdı. Elbise ayak bileklerine yığıldı. Sütyensiz, sadece o ıslak dantel külot. Memeleri dolgun, uçları koyu pembe ve dimdik. Karın düz, kalçalar yuvarlak. Franklin geri adım attı, koyu gözleriyle yaladı onu. “Siktir… Beyaz tenin… o pembe am. Külotu da çıkar. Hepsini.”

Selena külotu aşağı indirdi, ayağından sıyırdı. Çırılçıplak kaldı. Amı kıvırcık, ıslak, pembe dudaklar aralanmış. Franklin gömleğini çıkardı; kaslı göğüs, koyu meme uçları, kalın karın. Pantolonu ve boxer’ı tek hareketle indirdi. Yarrağı serbest kaldı; kalın, uzun, ağır. Başında damla birikmişti. Taşakları dolgun, koyu.

Selena dizlerinin bağı çözüldü. “Tanrım… O alet… beni parçalayacak. Ama istiyorum. Hepsi.”

Franklin yaklaştı, kocaman elleriyle belini kavradı. “Yatağa.” Selena geri geri yatağa oturdu. Franklin diz çöktü, kalın parmaklarını yine amına götürdü. İki parmak içeri, başparmak klitorise. Sürtünme, ıslak şapırtı. “Bak nasıl açılıyor. Parmaklarım kayboluyor içinde. Daha da açılacak yarrak girince.”

Selena bacaklarını geniş açtı, kalçasını kaldırdı. “Evet… Okşa. Daha sert. Klitorisimi ez… ah siktir!” Eli uzandı, Franklin’in siyah yarrığını yakaladı. Avuçladı, yukarı aşağı sıvazladı; deri kaydı, damarlar parmaklarına bastı. “Bu kadar kalın… Köküne kadar alacağım. Boşalmanı istiyorum içime… ama önce sik beni.”

Franklin parmaklarını hızlandırdı, üç parmak oldu. Selena’nın amı şapırdıyordu. “Söyle… Tam olarak ne istiyorsun.”

Selena’nın gözleri yarı kapalı, sesi boğuk: “Beni sikmeni istiyorum. O kocaman siyah yarrığınla amımı doldur. Sert sik. Duvara yasla, yatağa yatır, istediğin gibi kullan. Ağzıma da ver, götüme de… her yere. Ama önce amıma sok. Lütfen Franklin… sik beni.”

Franklin inledi, yarrığını Selena’nın am yarığına sürttü. Baş, kaygan dudaklara değdi, bastırdı ama henüz girmedi. Sadece ovuşturdu, klitorisi ezdi. “Hissediyor musun? Girmek üzere. Ama biraz daha… biraz daha bekletiyorum seni. Parmaklarım hâlâ içinde, yarracığım dışarıda… delirteceğim.”

Selena inledi, kalçasını savurdu. “Sok artık… Yanıyorum. Amım zonkluyor. Avuçladığım bu siyah alet… damarları atıyor elimde. Boşalacağım parmaklarından… sonra senin aletinle tekrar.”

Franklin parmaklarını çıkardı, am suyunu yarrığının başına sürdü. Sonra tekrar iki kalın parmağı soktu, kıvırdı; G-noktasına bastı. Diğer eliyle kendi aletini sıvazladı, Selena’nın elinin üstünden. “Bak… senin beyaz elin, benim siyah yarracığım. Kontrast… sik gibi güzel. Daha sıkı tut. Başı ov, tırnağınla hafif çiz… evet böyle.”

Selena öyle yaptı; başı ovdu, tırnağını hafif geçirdi, sonra köküne indi, taşakları kavradı. “Ağır… dolu. Hepsini boşalt bana. Yüzüme, memelerime, amıma… her yere.”

Fırtına camları dövüyordu. Franklin eğildi, Selena’nın memesini ağzına aldı, koyu dudağıyla uçunu emdi, dişledi. Parmakları amında piston gibi gidip geliyordu. Selena bacaklarını Franklin’in omuzlarına doladı. “Daha hızlı… ah evet… orası… siktir orası!”

Franklin başını kaldırdı, tükürüğünü Selena’nın amına bıraktı, parmaklarıyla karıştırdı. “Islak… daha ıslak ol. Yarrağım kayacak içinde. Hazır mısın? Birazdan sokacağım. Ama önce… bir kez parmaklarımdan boşal. İstiyorum ki amın kıvılsın, sıksın, sonra o haliyle yarracığımı alsın.”

Selena’nın karnı gerildi. “Geliyor… geliyor Franklin… siyah parmakların… ah sik beni sonra, söz ver… beni sikmeni istiyorum, lütfen…”

Franklin parmaklarını daha da derine gömdü, başparmağı klitoriste daireler çizdi. Yarrağı Selena’nın kalçasına çarpıyordu, ağır ve sert. “Söz… Seni sikeceğim. Bu kulede, bu fırtınada, o dar amını yırtarcasına sikeceğim. Beyaz tenin kıpkırmızı olana kadar. Bağır, istersen… kimse duymaz. Sadece sen ve ben.”

Selena’nın sesi kırıldı, kalçası seğirdi. Parmaklar hâlâ içinde, yarrak hâlâ dışarıda, avucunda zonkluyordu. Gözleri Franklin’in koyu bakışlarına kilitlendi; ikisi de biliyordu bir sonraki saniye her şeyi değiştirecekti. Franklin yarrığının başını yine am yarığına dayadı, bastırdı… henüz girmeden, sadece tehdit gibi. Selena fısıldadı, sesi yalvarır gibi ama net: “Beni sikmeni istiyorum… şimdi… o siyah yarrığınla… doldur beni.”

Yağmur durmaksızın vuruyordu. Franklin’in kalın parmakları yavaşça kıpırdadı, yarrığı bir milim daha bastı. Gerilim odada asılı kaldı; ne tam girmişti, ne de geri çekilmişti. Selena’nın amı seğiriyor, Franklin’in aleti seğiriyor, ikisi de o eşiğin tam kenarında yanıyordu.

Franklin yarrığının kalın başını Selena’nın ıslak am yarığına dayayıp bastırırken Selena inledi, kalçalarını kaldırdı. “Sok… şimdi sok o kocaman siyah yarrığı,” diye fısıldadı, sesi yalvarır gibi titriyordu. Franklin gülümsedi, koyu tenli elleriyle Selena’nın belini kavradı, onu yatağın ortasına çekti. Selena çırılçıplak, bacakları açık, amı zonklayarak bekliyordu; Franklin de aynı çıplaklıkta, o dev siyah aleti damar damar şişmiş halde dikiliyordu.

Selena doğruldu, Franklin’in kucağına oturdu. Dizlerini yatağa bastırdı, amını o kalın başın üzerine hizaladı. “Yavaş… yavaş alacağım,” dedi, nefesi kesik. Eliyle yarrığı tuttu, başı pembe dudaklarına değdirdi, sonra belini indirdi. Sıcak, kaygan et yavaş yavaş yarıldı. Selena’nın gözleri kocaman açıldı. “Siktir… ne kadar kalın… amımı yırtıyor neredeyse.” Daha da indi; santim santim, duvarları gererek. Franklin’in siyah yarrığı beyaz tenin içinde kayboluyordu, kontrast keskin, ıslak. Selena inleyerek en dibe oturdu, taşakları amına değdi. “Hepsi… köküne kadar içinde. Doluyum… mideme dayandı resmen.”

Bir an kıpırdamadı, nefes alıp verdi, amı o kalınlığa alışmaya çalıştı. Sonra belini kaldırdı, yavaşça indi. Ata biner gibi. Kalçaları zıpladı, memeleri hopladı. Franklin’in koca elleri kalçalarını sıktı, koyu parmaklar beyaz ete battı. “Zıpla… o dar Türk amınla yarracığımı ye,” diye hırıldadı. Selena hızlandı. Şapır şupur sesler odayı doldurdu; am suyu taşaklara aktı, uyluklara süzüldü. “Ah… ah siktir… siyah yarrığın amımı dolduruyor… her inişte mideme vuruyor.” Franklin belini yukarı itti, her zıplayışta daha derine gömdü. Selena’nın kıvırcık tüyleri siyah kasığa sürtünüyor, klitoris eziliyordu. “Daha hızlı… ata biner gibi sikiliyorum… evet böyle!”

Terlemeye başlamışlardı. Selena’nın saçları yapış yapış, memeleri terli, uçları dimdik Franklin’in dilini bekliyordu. Franklin bir meme ucunu ağzına aldı, emdi, dişledi; diğer eliyle kalçayı savurdu, Selena’yı kendi yarrığına bastırdı. Selena çığlık attı, amı kıvıldı, sıkı sıkı sardı. “Boşalacağım… o kalın aletle boşalıyorum…” Kalçası seğirdi, sıcak dalgalar yayıldı, am suyu fışkırır gibi aktı Franklin’in kasığına. Franklin onu tuttu, yarrığı hâlâ dimdik içinde. “Güzel… şimdi duvara.”

Franklin Selena’yı kaldırdı, yarrığı hâlâ amındayken ayağa dikildi. Selena’nın bacaklarını beline doladı, ağırlığını taşıdı; kaslı kolları gergindi. Onu odanın taş duvarına yasladı. Sırtı soğuk taşa değdi, göğsü Franklin’in sıcak göğsüne bastı. Franklin ayakta, sertçe sokmaya başladı. Kalın siyah yarrık gürültüyle girip çıkıyordu; ıslak şapırtı, etin çarpması, Selena’nın boğuk iniltileri. “Sik… ayakta sik beni… duvara ez… ah daha derin!” Franklin belini savurdu, her darbe Selena’nın amını şapırdatıyordu. Memeler Franklin’in göğsüne sürtünüyor, terleri karışıyordu. “Bak… beyaz tenin kızarıyor. Amın yarracığımı emiyor. Daha sert mi istiyorsun?”

“Daha sert,” diye bağırdı Selena. “Daha sert, siyah yarrığınla parçala beni! Amımı yırt, doldur, kullan!” Franklin hızlandı, ayak parmakları yerde kaydı, odanın duvarı Selena’nın sırtını çiziyordu. Islak, vahşi; am suyu uyluklardan damlıyor, taşaklar şap şap kalçaya vuruyordu. Franklin bir eliyle Selena’nın saçını tuttu, boynunu ısırdı. “Parçalıyorum… o dar amını siyah yarrakla açıyorum. Bağır daha.”

Selena bağırdı, sesi fırtınanın gürültüsüne karıştı. “Parçala… siyah yarrığınla parçala beni! Daha sert… ayakta sik, duvarda ez!” Franklin birkaç derin darbe daha indirdi, sonra yarrığı çıkardı; am boş kaldı, seğirdi, sızdı. Selena’yı indirdi, arkadan domalttı. Yatağın kenarına eğildi, kalçası havada, amı ve göt deliği açık. Franklin arkasında diz çöktü, kalın başı yine amına sürttü, bir kez daha derin soktu, sonra çıkardı. Parmaklarını am suyuna batırdı, ıslaklığı göt deliğine sürdü. “Götüne de gireceğim. Hazır mısın?”

Selena başını çevirdi, gözleri parlak. “Evet… göt deliğime de sok. Yavaş başla… o kalın şey… ama istiyorum. Her yerime gir.” Franklin başı göt halkasına dayadı, bastırdı. Selena’nın nefesi kesildi; halka gerildi, yavaş yavaş yutmaya başladı. “Siktir… yanıyor… ama güzel… daha… daha sok.” Franklin yavaşça itti, kalın siyah yarrak santim santim göt deliğine gömüldü. Selena inledi, çarşafı sıktı. “Dolu… götüm dolu… siyah yarrak götümü açıyor.” Franklin köküne kadar girdi, durdu, sonra çekti, tekrar soktu. Derin darbeler. Islak, sıkı, ateş gibi. “Sık… götünü sık yarracığıma. Evet… böyle.”

Selena kalçasını geri itti. “Daha sert… götümü de parçala… daha sert, siyah yarrığınla parçala beni!” Franklin hızlandı. Göt deliği şapırdıyordu, am suyu hâlâ akıyordu, ter her yerde. Franklin bir eliyle belini tuttu, diğer eliyle önden klitorisini ovdu. Selena çığlık attı, ikinci orgazmı geldi; götü kıvıldı, yarrığı sıktı. Franklin hırladı, hızını artırmadı bırakmadı. “İçine boşalacağım… götüne… sonra amına yine.” Birkaç sert darbe daha, sonra kalın aleti seğirdi, sıcak döl göt deliğine fışkırdı. Selena hissetti, dolup taştığını, sızdığını. Franklin çekti, döl götünden aktı, amına da bulaştı.

Ama bitmemişti. Franklin Selena’yı çevirdi, sırtüstü yatırdı, yarrığı hâlâ sert, parlak, dölle ve am suyuyla kaplı. “Amına da… bir daha.” Girdi. Kaygan, sıcak, dolu. Selena bacaklarını açtı, “Evet… içime… amıma boşal yine.” Franklin pompaladı, vahşi, ıslak; et et sesleri, iniltiler, “Daha sert, siyah yarrığınla parçala beni!” diye tekrar eden boğuk çığlıklar. Franklin ikinci kez boğularak boşaldı, döl amın derinlerine aktı. Selena de yine titredi, amı sağdı. İkisi de ter içinde, nefes nefese, vücutları yapış yapış kaldı. Franklin bir kez daha, yavaş ama derin, amın içinde kaldı; üçüncü boşalma daha yumuşak geldi, ama yine içine. Selena mırıldandı, “Dolu… her yerim dolu… siyah dölünle kaplıyım.”

Bir süre öyle kaldılar. Fırtına hâlâ camı dövüyordu ama odanın içi sıcak, kokulu, ıslaktı. Franklin yarrığını çıkardı; döl amdan ve götden süzüldü, çarşafa aktı. Selena gülümsedi, yorgun ama tatmin. “Duş… ihtiyacım var. Gel.”

Banyoya gittiler. Geniş taş duş, sıcak su aktı. Franklin Selena’yı altına aldı, sabunu avucuna sıkıp göğüslerini, karnını, amını yavaşça ovdu. Köpükler aktı, döl ve ter karışıp gitti. Selena de sabunu aldı, Franklin’in geniş göğsünü, kalın belini, o hâlâ yarı sert siyah yarrığı nazikçe sabunladı. Elleri kaydı, yavaşça sıvazladı. Birbirlerine yaklaştılar, dudakları buluştu; yavaş, derin öpüşme. Diller oynadı, nefesler karıştı. Selena gülümseyerek mırıldandı, su damlaları kirpiklerinde: “Bu fırtınayı hiç unutmayacağım.”

Franklin öptü, boynunu, omzunu. “Ben de… o dar amın, o götün… hepsi aklımda kalacak.” Sabunlar aktı, eller gezindi ama acele yoktu; yumuşak, okşayıcı. Sonra kurulandılar, yatağa döndüler. Birkaç saat uyudular, fırtına dinmiş, sabahın gri ışığı perdeden süzülüyordu.

Ayrılmadan önce. Selena giyinirken, Franklin yatağın kenarında oturuyordu. Telefonlarını çıkardılar, numaraları kaydettiler. Selena eğildi, “Bir kez daha… aceleyle,” dedi, gülümseyerek. Diz çöktü, Franklin’in boxer’ını indirdi. Siyah yarrak uyandığı gibi kabardı. Selena dilini uzattı, başı yaladı, sonra ağzına aldı. Hızlı, ıslak oral; dudakları köküne iniyor, salya akıyor, boğazı zorlanıyor ama istiyordu. Franklin inledi, saçını tuttu. “Evet… yala… acele et, boşalacağım ağzına.” Selena emdi, eli taşakları sıvazladı, dilini altına gezdirdi. Franklin belini savurdu, sıcak döl boğazına fışkırdı. Selena yuttu, bir kısmı dudağından süzüldü, yaladı. Kalktı, dudaklarını sildi, öptü Franklin’i.

Kapıya yöneldiler. Selena bavulunu aldı, döndü. Franklin hâlâ yarı çıplak, koyu teni sabah ışığında parlıyordu. Selena eşikte durdu, sesi alçak ama net:

“Bir dahaki fırtınada yine bu kulede sıkışır mıyız, yoksa senin o siyah yarrığını başka bir yerde mi yutayım?”

Rate this story

Thanks for rating
Bu hikâyede bir sorun mu var?
Tagged fingering riding doggy-style anal creampie

Fresh filth, nightly

The best new stories in your inbox every morning. Free, 18+, unsubscribe anytime.